Hiçbir şey kendi alın teri kadar bir insanı tatmin edemez. Çalışan insan kendi varlığında hüküm süren bir ahengi bütün kainata nakleder. Hayatın biricik nizami bu ahengin kendisi olmalıdır. Böyle olunca her şey değişir, peşinde koştuğumuz muvazeneyi buluruz.
Divan-ı Kebîr, insan talihinin şartlarını bir türlü kabul edemeyen ihtiyar Asya’nın ebedîlik iştiyakıdır. Fakat birçoklarında -hattâ en büyüklerinde- olduğu gibi birlik felsefesi onda hayattan bir kaçış olmaz, belki ilâhî aşkta kendini kaybettikçe hayatı ve insanı bulur.
Şark için "ölümün sırrına sahiptir" derler. Fakat Şark milletleri içinde dahi ona bizim kadar hususî bir çehre veren, her türlü lâubalilikten sakınmakla beraber, onu ehlîleştiren, başka millet pek yoktur.
Batı'nın sömürgecilik yoluyla kendisine zorla dayattığı sakat anlayışla yolundan saptırılmadan kalabilen İslâm, ilk ve temel inancı olan bu birliktelik - (insan ve tabiatın arasındaki dostâne birliktelik) - bilincine ermemize yardım edebilir.