“Aylardır uyuyordu ama hiç dinlenememişti. Kadın olmak saçmalık dedi içinden; erkek olmaya ne var, çıkıp avlanacaksın sadece. Sonra da sizi ben doyuruyorum diye böbürleneceksin. Ben de doğuruyorum. Yoksa şu koskoca dağ başında canımız sıkılırdı. Ömür dediğin bitmek bilmiyor. Uyu, uyan, ye, iç. Uyu, uyan, ye, iç. Çocuklarla avunuyoruz. Ne hayat ama. Dünyaya çocuk getirmek bencillikten başka bir şey değil. Büyüdüklerinde bizden nefret edecekler. Onlara sıcak bir yuva bile veremiyoruz. Soğuktan g…ümüz donuyor. Uyumuyoruz da donakalıyoruz. Nefes bile almıyoruz. Sonra yaz geliyor, güneş yükseliyor, buzlarımız çözülüyor. Kötü günler bitiyor, daha kötü günler başlıyor. Acıkacaksın, çok acıkacaksın, daha çok acıkacaksın, yiyecek arayıp bulamayınca vereceksin kocana gazı. Aslan kocam, kaplan kocam, hadi git avlan, yakala getir rızkımızı. O da daha çok kabaracak. Ben ben ben diye dolanacak ortalıkta. Genlerine işleyecek kibri. İleride herkes nefret edecek erkeklerden. Kimse eski çağlarda neler yaşandığını bilmeyecek.
Ah doyumsuz okurluğum...
Kitabın konusunu araştırmadan alıntılarına olan hayranlığımdan merak edip aldım. Ama hayır bir açlığı doyurmak için, sayfaları içercesine bir açgözlülükle okumadım. Önce aldım elime onu günlerce aradım çünkü sahafları dâhi dolaştım, bulmak için. Sevdim sayfalarını ürkek bir kuşu okşarcasına. Sonra o yeni kitap kokusunu içime çektim. Bunu yapmayan okur var mıdır? Diye düşündüm. Evet evet! Yine bir kitaba sahip olma hazzımı dorukta hissetmek için kaçıncı basım olduğunu, çevirmenini arka kapağını özenle inceledim. Sonra kendimi kitabın sayfalarında kaybetmek için başladım okumaya.
Ama o da ne! Kitabımızın ana karakteri hikayesi anlatılan Brauer'den kalır yanım yokmuş meğer. Kitabı okurken kendinize soracağınız en önemli soru: okumayı mı, yoksa kitaplarımı daha çok seviyorum? Son sayfayı okuyup kapağı kapattığınızda yanıtı bulacağınızı umuyorum.
Stefan Zweig'ın Sahaf Mendel'inin ardından böyle bir eser okumak benim için müthiş bir deneyim oldu. Kitap biriktirmek, okuduğunu rafa kaldırmadan onun bütün detaylarını ezberlemek ya da sadece sayfalarda kendini bulmak... Her okurun kendine has bir özelliği vardır; kimisi beğendiği cümleleri özenle isaretler, kimi kıyamaz küçücük bir nokta kondurmaya. Kimi okuyup hemen hazmetmek ister kimi ise günlerce üzerine düşünmek hatta benzer kaynaklar bulup tartışmak. Ben ise okuduğum kitaplari (özellıkle beni etkileyen ve çok sevdiklerimi) herkese anlatmak, hatta okumaları için uğraşırım. Hatta okuyup benim kadar etkilenmemelerine içten içe kızdığım da olur. Okuyamadığım günler, sevgilisine ihanet eden aşığın pişmanlığını yaşar bir an önce yeniden kavuşmak için can atarım. Veee kitapları karalayan, sayfalarını katlayan arkadaşlarım da benden küçük bir pay alır. :)
Peki bu kitabı neden okumalısınız?
Biz okurlar,