Bu ne muazzam bir eser yâ Rabb!
Keşke imkanım olsa da herkese okutabilsem dediğim bir eseri bitirdim az önce. İki haftadır üzerinde düşünerek, yazarak, çizerek sindire sindire okuyordum. Daha önce hiçbir eserin beni bu kadar derin düşüncelere ittiğini hatırlamıyorum.
Hem tanıtma hem de bir iç dökme babında yazıyorum. Okuyana istifadesi bol olur.
Müellif Abdürreşid İbrahim. Bu kadar önemli bir insanın bu kadar az tanınmasını da kaderin bir tecellisi sayıyorum. Kendisi bir Tatar. 1850 civarı yüzlerce yıllık Rus sömürgesi topraklarda doğmuş.Batı Sibirya'da İrtiş Nehri'nin kenarında Tara isimli bir beldede. Ailesi Buhara'dan tebliğ maksadıyla oraya gelen alim bir soydan. Genç yaşta anne babasını kaybetmiş. Belki de bu yüzden arkasına pek bakmadan özgürce seyahat edebilme serüveni başlamış. İlim için yakındaki bazı yerlerde tahsil gördükten sonra İstanbul ve Hicaz'da da yine ilim için bulunmuş. Muhtemelen İstanbul ile kurduğu güzel ünsiyet talebelik yıllarına dayanıyor. Hicaz'da ise beş yıl civarı hafızlık ve fıkıh eğitimi görmüş. Asıl büyük seyahatten önce Mısır, Bulgaristan, Fransa, Almanya'da vs. bulunduğu nispeten daha küçük bir seyahati de olmuş. Petersburg'ta Ülfet matbaasında bir yayın serüveni de olmuş fakat Rusların eliyle orası kapanmaya mecbur olmuş. Bu olaydan sonra uzun yıllardır hayalini kurduğu Doğu seyahatine çıkmak için fırsat bulmuş. Bu seyahat de 1907 ve 1910 yılları arasında. Yani Abdürreşid İbrahim bu seyahate çıktığı sırada yaklaşık 60 yaşında. Mübarek gerek yaya çoğunlukla da trenle ve vapurla binlerce kilometrelik mesafe katetmiş. Ailesini büyük bir hüzünle geride bırakmış yola çıkarken. Tabi onları güvenli bir yere yerleştirip öyle çıkıyor. Kazan'dan, Batı Sibirya'dan başlayıp Doğu Sibirya, Moğolistan tarafları, Çin, Kore, Japonya... Bir daha Çin,