"... kim olduğum nereden geldiğim hiç o kadar mühim değil. Aynı şekilde senin kim olduğun da, nereden geldiğin de hiç mühim değil... İnsanız, anlıyor musun, insanız biz!"
Seher'i ilk elime aldığımda arka kapak yazısında Oya Baydar'ın keşke, halkına, ülkesine, dünyaya karşı duyduğu sorumluluk ağır basmasaydı da yazar olsaydı diye hayıflandım.
Tamda o düşüncedeyim keşke bir edebiyat yazarı olsaydı demedem edemiyorum. Ama ülkemizin demirtaş gibi halkını,savunacak siyasetçilere de ihtiyacı var.
Okuduğunuzda bir siyasetçinin edebi kalemini ne kadar ustaca kullanabildiğinin şahidi olacaksınız.
Selahattin Demirtaş’a olan ön yargınızla bu kitaba yaklaşmayınız. Yazarın siyasi kimliği ile yazdığı hikayeler aynı muameleyi görmemeli. Kitabımızdaki her hikayenin güzel bir atmosferi var beğenerek okuyacağınızdan şüphem yok.Güzel okunaklı hikayelerden oluşan bir kitaptır,iyi okumalar...
Siyaset ve sanat disiplinleri birbirine benzemez. Siyaset; doğru zamanda siyasi açıdan doğru olanı söylemek ve gerçek düşünceleri saklamak ilkesine sahipken, sanatçı deyim yerindeyse yüreğini kazıyarak en gizli duygularını, en büyük kitleyle paylaşmaya koşullanmıştır. Bu açıdan Selahattin Demirtaş’ın değerli öykülerini özel bir yere koymamız gerekir diye düşünüyorum. Acılar karşısında duyarlı bir yüreğin çığlığını yansıtan bu öyküler, siyasetten çok daha derin bir insani damara dokunuyor.
Kitabın özenli ve akıcı bir Türkçeyle yazılmış olması, hem estetik hem de toplumsal açıdan ayrıca övgüye değer. Bu ülkedeki herkesi birleştirecek olan ortak payda sanatın büyülü yaratıcılığında gizli. Çünkü sanat, vicdanın dilidir. Selahattin Demirtaş da bu dili konuşuyor.
- Zülfü Livaneli -
Babamla hiç bir zaman baba Kız olamadık belki ama ölümünün bende yaratacağı acının bu kadar büyük olacağını da hiç düşünmemiştim. Görüşmesek de, yakın olmasak da evet bir babam vardı ve şimdi yoktu artık. Ellerimi yüzüme kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladım hastane bahçesinde.