Türk Batılılaşması tecrübesi, Araplar'dan soyutlanmaya dayalı bir psikoloji oluşturmaya çalışmıştır. Batılılar tarafından oryantalist aşağılamalara ve genellemelere maruz kalan Müslüman halklar içerisinde bulunan Türk Batılılaşması mütefekkirleri, çözümü “O genellemeler doğrudur ama Araplar hakkında doğrudur. Biz Araplar gibi değiliz.” demekte bulmuştur.
Batılı oryantalistlerin çok kaba, cahilâne ve pespaye genellemelerini “Batılı olabilmek” için kabullenmiş, ancak o genellemelere muhatap olmamak için de kendilerini Araplar'dan beri tuttuklarını söylemeyi tercih etmişlerdir.
Bu çok ilginç bir arada kalmışlık psikolojisidir. Bir yandan Batı'dan gelen tazyike “Yobaz, cahil, kaba, eğitimsiz olan sensin.” diyecek özgüveni kendilerinde bulamamışlar, deyiş yerinde ise “Batılı dediyse bir bildiği vardır.” demişler, diğer yandan da “Batılının söylediği doğru ama bizim hakkımızda değil, Araplar hakkında doğru.” demeyi tercih etmişlerdir.
İslam'a itiraz etmek için düştükleri şu durum gerçekten ironiktir. Normalde insanlar bilirler ki her metin kelimelerden oluşur ve bu kelimeler manaları aktarmak için kullanılır. Her zaman esas olan anlamlardır. Bu yüzden insanlar her çeşit bilgiye dair anlamı tercümelerle birbirlerine aktarmaya çalışırlar. Hatta o kadar ki kavram yüklü bir metni, yine aynı dilde açıklamak ile aynı dil içerisinde bile tercüme yapılır.
Şimdi, tekfir ile aforoz gerçekten aynı şey midir? Siz beni tekfir ederseniz, ben de sizi tekfir edebilirim. Kilise beni aforoz ederse ben de Kiliseyi aforoz edebilir miyim? Hiyerarşik din ile İslam arasındaki farkı anlayabilmek için bu noktaları doğru anlamak önemlidir. Çeyrek çepelek okumuşlarımız İslam âlimleri ile ilgili konuşurken "ruhban sınıfı” tabirini kullanmayı severler. Sanki burada bir hiyerarşi varmış gibi Batı kilisesine ait kavramlarla bizi anlatmaya çalışırlar. Ruhban sınıfı Kiliseye ait bir öğedir. Bunlar sıradan insanlar değillerdir. Biz Müslümanlar “Ben Gazzâli'ye katılmıyorum.” diyebiliriz. Ancak Ben Kiliseye katılmıyorum." diyen bir Hristiyan, yanılmaz ve hata etmez bir kuruma yanılgı ve hata nispet etmiş olur. Kilise Tanrının iradesini temsil ediyorsa “Ben Kiliseye katılmıyorum.” diyen kişi “Ben Tanrıya katılmıyorum. demiş olur. Batı tarihindeki sistematik yobazlık ve softalığın hiyerarşik din ile ilişkisini işte bu yüzden dikkatli okumak gerekir,
Ortalama bir Müslüman, fetvaların delillerini bilmekle mükellef değildir. Zaten bunları öğrenmeye insanların güçleri de yetmeyecektir. Herhangi bir mezhebin usulünü bilemeyeceği için aslında onun mezhebi de samimiyetine inanıp dini meseleleri sorduğu âlimin mezhebidir. Şu söz yerleşmiş bir kaide gibidir: “Cahilin mezhebi olmaz. Cahilin mezhebi âlimin fetvasıdır.” Zira bir mezhep, esasında usuldür. Elbette genel bağlamda kendisini bir mezhebe nispet ettiği için genellikle o mezhebe müntesip bir âlime konuları danışır. Bu anlamı ile bir mezhebinin olduğu iddia edilebilir, ancak gerçekte bir mezhebin usule dayandığı unutulmamalıdır.
sadece güvendiği insanlara dini meseleleri danışan bir mukallittir.