Bir doktorun gerçekten işinin ehli olduğunu ispat ettikten sonra verdiği reçetede hangi mekanizmalarla bizi tedavi edeceğini anlamasak da reçeteye tabi olmamız gibi. Bu doktora tabi olmak irrasyonel, akıldışı bir tavır değildir. Zira onun doktorluğunu aklen teyid ettikten sonra söylediklerine tabi olmak gayet rasyonel bir karardır.
Bu bağlamda yüzyıllar boyunca Müslüman âlimler ortalama insanlar için uygun olacak akâid temellerini eserlerine kaydetmişlerdir. Her ne kadar başka eserlerde bu akâid temellerini felsefi zeminde tartışmış olsalar da ortalama bir Müslümanı bunlarla mükellef tutarak işi zora koşmamışlardır.
“Allah bununla uğraşmaktan yücedir.” gibi bir akıl yürütme yapan birisinin öncelikle, Allah'ın uğraşması uygun düşen ve düşmeyen şeyler ayrımını yapması lazımdır. Elbette bu itirazı öne sürenlerin kafasında temellendirilmiş böyle bir tasnif olmadığı açıktır. Genellikle “Ben Allah olsam bununla uğraşmazdım.” diyor gibidirler. Böyle bir mukayese de batıldır. Zira bu kişi hiçbir zaman “Allah olmak”lık gibi bir şeyi tecrübe etmedi, tecrübe edene de denk gelmedi, bu konuyla ilgili salt akli bir istidlali de yok. Burada kurmaya çalıştığı kıyas boş bir lakırdıdan ibarettir. .
Yani felsefi ya da dini bir delil getirme olmadığına göre konuşan salt hevadır. Bir temenninin kanun gibi ortaya atılmasıdır. “ALLAH nolur böyle işlerle uğraşmasın.” gibi heva tabanlı bir cümleyi “ALLAH böyle işlerle uğraşmaz.” gibi felsefi bir cila ile sunmak abesle iştigaldir.
Ayrıca âyetin ahlaki düsturlar ile ilişkisini göstermemizden sonra bu itiraz “ALLAH insanların ahlakı ve edebi ile ilgilenmemeli.” demek gibi oluyor. Doğal sonucu “ALLAH'ın Allah olması için insanlara ahlaki hükümler göndermemeli.” demek gibidir. Bunu da heva ile ilişkilendirmek zor değildir.
Seleme b. Ekva' (radıyallahu anh) demiştir ki: “Biz bir adamın müslüman bir kardeşine lânet ettiğini gördüğümüzde, onun büyük bir günah işlediğini ve bundan dolayı lânet edildiğini zannederdik.”
Şimdi eğer muarızlarımız tutarlı olacaklarsa, eğer maksat doğruyu tespit etmekse adab-ı muaşeret öğreten bu âyetten “Hitap kendisine dönük olduğu için ayrıcalık devşirmiş, demek ki bile bile yalan söylüyordu.” çıkarımı yapıyorlarsa, hüküm ve emir bildiren bu âyetlerden de “Hitap kendisine dönük olduğu için diğer müminleri mükellef kılmadığı şeylerle kendisini yükümlü kılmış, demek ki samimiydi.” çıkarımını yapmaları lazım.
Elbette bu yorumlama şekli hatalıdır. Ancak bu hatalı yorumlama şeklini seçiyorlarsa “Sadece kendisini namaz ve dua gibi şeylerle mükellef kılmış, o halde samimidir.” demeleri gerekiyordu. Bunu söyleyerek işaret etmek istediğim nokta şu ki, bunlar sadece bilişsel olarak yetersiz değiller. Zira sadece bilişsel yetersizlikten ötürü bu yorumu yapıyor olsalar tersini de yapmaları gerekirdi. Oysa onlar Nebi aleyhisselama saldırabilecekleri zaman bu yorumlama metodunu tercih ediyor, aleyhlerine delil olacağı zaman kendi metodlarını görmezden geliyorlar. Bu ise sadece bilişsel yetersizlik değil kötü niyettir. Anlamak bir zekâ işinden çok bir ahlak meselesidir. Düşünmenin de ahlakı vardır.
Heva ehlinin ortak özelliklerinden birisi lehlerine olduğunu zannettikleri delilleri sürekli zikretmekle beraber aleyhlerine olan delilleri görmezden gelmeleridir.