Çok kere her gün bitip tükenmez çaba ve sürekli tasa ile sefalet, ihtiyac ve kapıda bekleyen ölümle boğuşarak zorla elde edilen bu hayatın safi sürdürülmesinden baska hicbir sey değildir.
Fizik kuralı ihlali biçiminde mucizeler üzerinden din ispatı daha önce de İslam âlimleri arasında tartışılmış bir konudur. İslami metinlerde çoğunlukla ahad rivayetlerle aktarılan bu olayların genellikle Müslümanların arasında iken ferahlatıcı bir olay ya da yardım cinsinden olduğu görülür. Bu olayların nakillerinden anlaşılan maksat kâfirlerin bunlarla iman etmeleri değildir. Bugün de Müslümanlar bu olaylara inanırlar ancak dinlerini ispat etmeleri istenildiğinde dayandıkları nokta burası değildir. Aynen o gün olduğu gibi bugün de bu mucizeler gönle birer serinlik vermekte ve ALLAH'ın yardımının yakın olduğunu hissettirmektedir.
Bu âyetlerin ciddi bir kısmı “Korkma, Allah'a güven, kaderinde var olandan başkası başına gelmeyecek.” mesajını içermektedir. Allah'ın mutlak kudreti vurgusu ile müminlerin psikolojik direnci güçlendirilmektedir. Hâkezâ “O zalimler şu an faydalar içinde görünüyor olabilirler ancak bu belirlenmiş bir ecele kadardır.” Anlamındaki âyetler yine adalet hissinin korunması sadedindedir.
Bireyler ve toplumlar harekete geçebilmek için güçlü psikolojik desteklere ihtiyaç duyarlar. Aynı şekilde bu hareket esnasında olabilecek olumsuzluklar kitle içerisinde dalgalanmalara sebebiyet verebilir. Yine böylesi anlarda psikolojik direnç noktalarına ihtiyaç vardır.
Batılı metinlerin çoğunda lanse edilmeye çalışıldığı gibi İslam dünyasında bir “yan gel yat kaderciliği” hiçbir zaman revaçta olmamıştır. Bugün de İslam dünyasının belki tarihteki en perişan dönemlerinden birinde yaşıyor olmamıza rağmen Müslümanlar “Bizim suçumuz yok, kaderimiz böyleymiş.” Tavrında ve düşüncesinde değildir. Onlar başarısızlıklarının sebeplerini tahlil etmeye çalışmakta ve çözüm metodları hakkında tartışmaktadır.