Nasrettin

Şimdi biz bu kişilere “Hayır, bizce mezhepler olmalı.” desek sadece bu sözümüzle dahi ilgili itirazı çürütmüş olabiliriz. Zira biz “mezhepler olmalı” dediğimizde onlar “mezhepler olmamalı” demektedir. Yani “mezhepler olsun mu olmasın mı” konusunda, iki mezhebe bölünmüş olmaktayız. Mezhepler olmamalı mezhebi, bizim “mezhepler olmalı” görüşünü savunabilmemizi zor kullanarak engellemeyecekse iki mezhepten birisi olmaya mahkumdur. Bizim görüşlerimizi savunabilmemize müsaade edilmesi onların Bu konuda iki mezhep olabilir.” demesi anlamına gelecektir. Tutarlı olmaları ve bu konuda tek mezhep oluşturmaları için ya görüşlerinden dönmeleri ya bizim bu şekilde düşünmemizi engellemeleri ya da zor yoluyla bizi susturmaları gerekecektir. Zira düşünen insanlar farklı anlayacak ve hür insanlar anladıklarını ifade edecektir. Bu da doğal olarak mezhepleşme anlamına gelecektir. Peki İslam toplumları bugün neden mezheplerin gerekliliğini sorgulamaya başlamıştır? Bu soruyu bölümün sonunda karşılaştrmalı bir kültür tarihi anlatısı üzerinden açıklayacağız. Şimdilik bu kısımda baskı kurularak farklı düşüncelerin ifade edilmesini engellemeden “farklı mezheplerin oluşması'nın engellenemeyeceginin fark edilmesi yeterlidir.
Sayfa 112 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çok basit ve pek çok yerde kullanılabilecek bir örnekle İslami ilimlerdeki usul ve füru, ağaç ve meyveye benzetilebilir. Füru meyve ise usul ağaçtır. Füru ile kastedilen şey bir fetva, bir hadisin sıhhati, bir ahlaki kaidenin tespiti olabilir. Yani tikel sonuca füru denir. Usul ise bir fetvanın verilmesini sağlayan yotum metodu, bir hadisin sahih olduğunu söylettiren kriterler, bir ahlaki kaidenin tespitine yarayan felsefi algıdır. Dolayısıyla usul ilimleri, birden fazla füruya tesir eden soyut meselelerdir. Füru, somut ve kolay anlaşılır tikeller hakkında iken, usul füruda tikel hakkında o şekilde konuşulmasını gerektiren soyut ve külli ana esaslardır.
Sayfa 114 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Kuranın bilimsel bir dil tutturmasını beklemek abestir. Zira bugünün bilimsel dili dünün insanları için apaçık yanlışlardı. Örneğin Güneş merkezli evren teorisi 1200 yılında doğa kanunu olarak doğru olmasına rağmen bilimsel olarak yanlıştı. Bilimden anlayan herkes Dünya merkezli evren teorisini savunuyordu. Dolayısıyla Kur'an açıkça Güneş merkezli evren teorisini savunsaydı 1200 yılındaki bir bilim adamının Kur'ana inanmamak için yeterli gerekçesi olurdu. Kur'an'ın bugünün bilim dilini kullanmasını bekleyen kimseler yarın bu dilin de değişeceğini unutuyorlar. Bugünün doğruları yarının yanlışları olacaktır. Bugün dine inanılmasını gerekli kıldığı düşünülen bilimsel jargon 2500 yılında dine inanılmaması gerektiğini gösteren bilimsel hatalar olurdu. Velhâsıl zaman üstü hakikatleri aktarma derdinde olan bir kitabın zamansal gerçekliği arayan değişken bir bilim dili kullanmaması gayet olağandır.
Sayfa 108 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu

Nasrettin

, bir kitap okudu
10/10
·192 syf.·
23 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 21:30
·
2026 1. kitabı
Altay Cem Meriç
9.1/10 · 511 okunma
Hâkezâ “Akledenler için ibretler vardır.” ifadelerinden maksadın “Beyni olanlara ve beyin fonksiyonları çalışanlara ibretler vardır.” olmadığı açıktır. Ya da “Zeki olanlar için ibretler vardır.” anlamına gelmediği kolayca anlaşılmaktadır. Âyetlerde kullanılan 'akletmek” fiilinin sadece anlamak ile ilgili olmadığı, ahlaki bir tonajı da içerdiği ortadadır. Bahsettiğimiz gibi bu kadim felsefe öğretilerinde de rastlanan bir özellikti. Örneğin eskilerde “Çok zeki ve bilge biri ama ahlaki olarak söylediklerini yapamıyor.” şeklinde bir söyleme pek rastlamayız. Çünkü onlara göre bilgelik, “bilmek ve bildiğine göre yaşamaktı. Bir insanın yaşantısı kötü, ahlakı iyi değilse sahip olduğu bilginin hakkını vermediğine hükmederlerdi. Zara gerçek bilgeliğin insanı değiştireceğine inanılırdı.
Sayfa 104 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu