Nasrettin

Pek çok âyet vardır ki bugün 1500 yılına göre daha kolay anlaşılmaktadır. Bunlar bazen bilimsel gelişmeler sebebiyle böyle olur bazen ise sosyolojik değişiklikler sebebiyle. Örneğin Târık suresinin 7. âyetini gelişen anatomi bilgisi sayesinde eskisinden daha iyi anlayabiliyorken, Kur'an'daki Mekki âyetlerin verdiği hissi içerisinde bulunduğumuz sosyolojik durum sebebi ile daha kolay anlayabiliyoruz. 1100 yılında yaşayan Müslümanların sadece güçlü hallerini tecrübe etmiş bir müfessirin Mekki âyetleri kavrayışı ile yenilgi içinde doğmuş bizlerin kavrayışı elbette aynı düzeyde olmayacaktır. Kur'an yorumunda ismet (hatasızlık ve yanılmazlık) şartı yoktur. Zaten böyle bir şart olsaydı hiçbir beşerin Kuran hakkında yorum yapabilmesi caiz olmazdı. Ancak beşerin Kur'an ile yorum düzeyinde ilişkisi “takati nispetinde murad-ı ilahiyi anlama gayreti"dir. Takatin yetmediği yerlerde ALLAH'ın ihlas ve gayretle çaşan yorumcuyu mazur görmesini umarız.
Sayfa 71 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam
Gazzâli Filozofların Tutarsızlığı isimli eserinde Meşşâileri sert bir dille eleştirmiş ve üç meselede tekfir etmiştir. Buna rağmen onların kazanımlarını kendi kiniyle reddetmeye meyletmemiştir. Gazzâli'nin övgülere boğduğu ve neredeyse “ilim için olmazsa olmaz” mesabesine çetirdiği mantık, Meşşâi sistematiğinin temeli ve özüdür. Hâkezâ o gün işlevsel olan mantık, astronomi ve matematik gibi sahalara eleştirilerini sıçratmamıştır. Deyim yerindeyse düşmanının talebesi olmayı bilmiştir. O sevmediği bir ekolün kazanımlarını Müslümanların malı kılmayı bilmekle tarihin kritik bir nokta sında önemli bir örneklik göstermiştir. Bugün bizim bulunduğumuz noktada şu tespiti yapmak güç değildir: “Bilimsel metod dünyaya belirli kazanımlar getirmiş, önemli teknolojik sonuçlar doğurduğu gibi doğayı anlamak konusunda ciddi gelişmeler sağlamıştır. Biz batının zulümlerinden nefret etmemize rağmen bu nefretimiz bilimsel metodun kendisine yönelmemelidir. Onlarla mücadele ediyor olsak dahi işlevsel kazanımlarını kullanmaktan ve devşirmekten çekinmemeliyiz.” Gazzâli'nin örnekliği tam olarak buradadır.
Sayfa 70 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Gazzâli'nin verdiği Ay ve Güneş tutulması gibi örnekler tam olarak bugün bilimsel bilgi dediğimiz noktalara temas etmektedir. Dikkat çeken bir diğer husus, Gazzâli'nin bu konularda kendi görüşlerinden ziyade bu konuda uzman kimselerin kanaatlerine yer vermesidir. “Ay ve Güneş tutulmasının vaktini ve süresini sebepleriyle birlikte haber verecek kadar bu meselelere ve delillerine vâkıf kimseye “Bu tavrın dine aykırıdır denildiğinde, söz konusu kimse kendi bilgisinden değil dinden şüphe eder.”
Sayfa 68 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Kuran yorumu ve bilim meselesini ele alırken tartışmaların döndüğü eksenin doğa bilimleri olması önemlidir. Kur'an ayetlerinin doğa bilimlerini anlatmak için nazil olmadığı açıktır. Bu anlamı ile Kuran'dan doğa bilimlerine dair çıkarım yaptığımızda, Kuranın esas maksadı olmayan bir konu hakkında çıkarım yapmış oluruz. Oysa doğa kanunları direkt bilimin konusudur. Dolayısıyla çıkarım yapmaya çaıştığımız konu hakkında indirekt bir yorum ile direkt bir yorum karşı karşıya gelmiş olur. Deyiş yerinde ise bu konularda ev sahibi bilimdir.
Sayfa 65 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Bilimi en basit haliyle “Doğa kanunlarının belli bir yönteme dayanarak anlaşılma ve açıklanması çabasıdır.” cümlesiyle tanımlayabiliriz. Elbette “doğa kanunları” ile “bilim” tabirleri arasında dikkate değer bir fark olduğu aşikârdır. Bilim, doğa kanunlarının bizatihi kendisi değildir. Bir sözün bilimsel olması onun doğa kanunlarının bizatihi kendisine karşılık geldiğini göstermeyecektir. Zira tamamen bilimsel yöntemlerle de olsa doğa kanunlarının hatalı bir biçimde anlaşılması mümkündür. Bilim tarihi bunun örnekleri ile doludur. Bilimsel bir çıkarımın hatalı olduğu sonucuna varıldığında, bu, onun yaygın kabul gördüğü dönemde bilimsel olmadığı anlamına gelmez. Dolayısı ile bilimsel—doğru denklemi geçerli değildir. Bilim tarihinden anlayan herkes böyle bir denklem kurmanın uygun olmadığını bilir,
Sayfa 60 - Tin Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam