Kendini suçlu hissetmek ya da hissetmemek. Bence her şey burada yatıyor. Hayat, herkesin herkese karşı mücadelesidir. Bu malum zaten.
Peki, bu mücadele az çok medeni bir toplumda nasıl cereyan eder? İnsanlar birbirlerini fark ettikleri anda birbirlerinin üzerine atılamazlar. Bunun yerine, başkasının üzerine suçluluğun utancını atmaya çalışırlar.
Öbürünü suçlu kılan kazanır. Hatasını itiraf eden ise kaybeder.
Sokakta düşüncelere dalmış yürüyorsun. Kızın biri, dünyada bir tek kendisi yaşıyormuş gibi, sağına soluna bakmadan, dosdoğru üzerine yürüyerek sana doğru geliyor. Çarpışıyorsunuz. Ve işte, hakikat ânı gelip çatıyor. Kim öbürüne sövecek, kim özür dileyecek? Bu örnek bir durum: Aslında, her ikisi de hem çarpan hem çarpılan. Ama yine de kendilerini hemen, kendiliğinden, çarpan, yani suçlu olarak kabul edenler var. Ve bir de kendilerini hemen, kendiliğinden, çarpılan olarak kabul edenler yani, öbürünü suçlamayı ve cezalandırmayı hakkı olarak görenler var. Bu durumda sen, özür mü dilerdin, suçlar mıydın?"
"Ben kesinlikle özür dilerdim.'
"Ah, zavallı, o zaman sen de özürcüler ordusuna aitsin. Özürlerinle öbürünün gönlünü alabileceğini düşünüyorsun."
Kadın bacağını korkuluğun üzerinden atıyor ve kendini boşluğa bırakıyor. Düşüşü sona erdiğinde, su yüzeyinin sertliğiyle şiddetli bir sarsıntı yaşadı, soğuktan felce uğradı ama uzun birkaç saniyenin ardından yüzünü kaldırdı ve iyi bir yüzücü olduğu için, özdevinimi ölme iradesine karşı ayaklandı.
Başını tekrar suya daldırıp su yutmaya, soluk alış verişini durdurmaya zorladı kendini. Tam o anda bir çığlık duydu. Biri onu görmüştü. Ölmenin kolay olmayacağını, en büyük düşmanının hükmedemediği iyi yüzücü refleksi değil, hesaba katmadığı biri olduğunu anladı. Mücadele etmek zorunda kalacaktı.
Ölümünü kurtarmak için mücadele etmek.
"Zaman akıp gider. Onun sayesinde, öncelikle yaşarız, bu da demek oluyor ki, sanık ve yargıç oluruz. Sonra, ölürüz ve bizi tanımış olanlarla birlikte birkaç sene daha kalırız; ancak çabucak bir başka değişiklik olur:
Ölüler yaşlı ölülere dönüşür, kimse onları hatırlamaz artık, hiçlikte yitip giderler; yalnızca bazıları, çok çok nadiren, isimlerini hafızalarda bırakırlar ancak bunlar da, yaşamış tüm şahitlerinden, tüm gerçek anılardan yoksun kalmış olarak kuklaya dönüşürler."
"Hayatın akışı içinde insanlar karşılaşır, çene çalar, tartışır, kavga ederler; birbirlerine uzaklardan, her biri zamanın farklı bir yerine dikilmiş bir rasathaneden seslendiklerini fark etmezler."