Bestseller kitaplar genellikle daha sığ konularda, yalnızca okurun dikkatini çekebilmek üzerine kuruluyor. Ama bu kitap kendi içinde daha derinlikli bir konudan bahsediyor. Kitapta 1 sn bile aksiyon eksilmiyor, böylece vermek istediği mesajı okurun dikkatini hiç kaybetmeden, son saniyesine kadar okutuyor.
Genel itibariyle okumayı seven insanlar olarak yayıncılık sektörüne bakışımı da bir hayli iekillendirdi. Karakterlere tam anlamıyla kızamıyor veya sempati duyamıyorsun çünkü yazar gerçekten saf iyi veya saf kötünün olmadığını, insan olmanın ne kadar alacalı olduğunu çok iyi aktarmış. Çoğu noktada kendimi June’un yerine koyduğumu ve onunla birlikte küçük bir anksiyete krizi geçireceğimi hissettim. Etik duygusu, merhamet, vicdan gibi kavramlarla başarılı bir kariyer, güçlü bir ses ve unutulmayacak bir isim bırakma arzusu arasında sıkışıp kalan birini okumak hem güzel hem de zordu. Bazı noktalarda dürüstlüğü rahatsız etti hatta yazarın.
Sonu aslında başından beri tahmin ettiğim bir şey olmasına rağmen kitabın amacının sürpriz bir son yaratmak olduğunu düşünmüyorum. Dikkat çekmek istediği nokta çok daha farklıydı. Bence bu anlamda amacını da gerçekleştirmiş Kuang.
Sıradan bir Bestseller gibi düşünerek genelde önyargılı yaklaşabileceğim bir kitapken birçok açıdan beni tatmin ettiğini söyleyebilirim. Edebi anlamda bana çok bir şey kattığını düşünmesem de farklı açılardan başarılı bulduğum bir metin oldu. Elimden bırakmadan ardı ardına, hınçla çevirdiğim sayfalar da benim için başarısını gözler önüne seriyor.
Zaten olay güçlü bir edebi ses duyurmaktan ziyade kimin hikayesi satacaksa onu basmak değil mi?