Bu kitabı arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum. İbrahim Kalın’ı çok fazla övüyordu, gerçekten ilgimi çekti; ben de okumak istedim ve nihayetinde okudum. Hayal kırıklığına uğradım diyebilirim, beklentilerimi karşılamadı. Kitapta çok fazla alıntı var; neredeyse kendisine ait bir şey yok diyeceğim. Beni en rahatsız eden şeylerden bir tanesi de “Allah” demeyip “Tanrı” demesi.
Kur’an’dan ayetler veriyorsun, ayetleri değiştiremediği için “Allah” diyor; ama kendine ait bir söz kullanacağın zaman “Tanrı”… Cidden kafama takıldı. Bütün kitapta sürekli “Tanrı” diye hitap etti, beni aşırı rahatsız etti. Bugün Müslüman olmasaydım bu dikkatimi çekmezdi; istediği kadar “tanrı” desin, fark etmezdi, çünkü ne olduğunu biliyorum. Ama bu ne? Hangi tarafta olduğunu ben anlamadım.
Kullandığı dilde de çok fazla, kendisinin de kullandığı, anlayacağı bir şekilde terminolojiye boğuyor.
Perde ve Mânâİbrahim Kalın · İnsan Yayınları · 20251,884 okunma
Yazarın can çekişi, kalemin insafına bırakılmış ilk sözdür; çünkü içinde dolup taşan mısraların ruhu vardır. Ruhun candan çıkışı sancılıdır; bir kadının doğum yapması kadar aziz ve o kadar acıdır. Çıkan ruhun eşsiz olduğu kesindir, ama onu kalem kâğıda doğurana kadar yazar o sancıları çekecektir. Bu kaçınılmazdır. Yazar doğumu ne kadar ertelerse ertelesin, o an yaklaşır.
Yazar başlar yazmaya: ruh sil, umut sil, çaresizlik sil, tutunamamak sil… Olmaz. İçimde biriken her şey kabarır, taşar, patlamaya yaklaşır; fakat kelimeler yetmez. Hepsi kifayetsizdir.
Yazar başını kaldırır, tavana bakar. Tavanda, annesinin onu çocukken salladığı salıncağın kancası durur. O an anlar: felik felik, halat aranır. Ve yazar şunu yazar—ilk söz değil, son söz yazılmalıdır: ölüm.
Tavanda asılı duran beden, geriye yazılacak hiçbir şey bırakmaz; çünkü her şey çoktan yazılmıştır.