bir ben bilirim geceyi
bir de sokak lambasına hayran pervane
ben geceye
gece güne divâne
sessiz sedasız çekerim içime seni
şiirin raflarından
dört mevsim
yağmur olup düşersin kirpiklerimden
gece ancak bahane
Necat Uslu
kadının sus'masıyla erkeğin ağlaması birbirine denktir
sus'uyorsa bir kadın
içerde sayısız fırtına kopuyor demektir
ağlıyorsa bir erkek
bir dağ kökünden dinamitleniyor demektir
işte bu durum
hayatın zıtlığına en güzel iki örnektir
Necat Uslu
yamalı bir hırkaydı hayat üstümde
sözlerim parlak
kalbim cenk meydanı
aşkın filleri
barbarca ezdiğinden beri kalbimi
çıkıyordum gerisin geri
vuruşarak kendimle
yorgun bir savaşçıydım
içim Kerbela
kırbamda birkaç damla su
dudaklarımı ıslatacak kadar ancak
konuşsam
tufan kopacak
heyhat!
inayet bahşedilen
sözlerin tılsımından olmasa
sırtım açık, yağlı kırbaçlara
göğsüm, kelebek intiharlarına yuva
ah Marya!
hû çekiyorum hû dipsiz kuyulara
kukumav kuşları tünüyor
dilimde pörsümüş tekrarlara
boynumda usulca gezen
kör bir bıçağın merhameti
tırnaklarımla yazıyorum eşelediğim duvara
bitir artık bu eziyeti
ve sen
kabuğuna düşman
aslını inkâr
iflah olmaz bir yarasın
bir sevgi düşün ki matilda
iyileştikçe yaralayan
aklaştıkça karalayan
bir bedende çürüyen iki can
sordum yaradana gecelerce
uyuştu dilim ayetlerce
temize çekmek için seni
bölündüm yokluğuna hece hece
içtim dört kutsal kitabı kana kana rastlamadım hiçbirinde
kutsananın küfre dönüştüğü
küfrün kutsandığı
hiçbir tümceye
çevirdim takvim yapraklarını tersine doğru
durduğum her durakta
bir çeşme damıttı acıyı içime
hangi kapıyı araladıysam hüzün
hangi pencereden baktıysam acı
dedim ki kendi kendime ‘’üzülme’’ demek ki buymuş senin kısmetin de
yeni bileylenmiş bir bıçak düşün ki durmadan dönüyor
kadim bir yaranın içinde
ve binlerce deve dikeni
ağzımın içinde susuyorum öylece