Gerçek üzüntü, yalnızca söylenmiş birkaç kelimeyle ifade edilebilecek kadar basit bir şey değildir; sesin titremesinde, bakışların derinliğinde, omuzların düşüklüğünde, yürüyüşün yavaşlığında, hatta sessizliğin bile taşıdığı ağır gölgede kendini belli eder. İnsan yüreği gerçekten yaralandığında, suskunluğu bile konuşur; kelimelere gerek kalmaz çünkü acı, varlığının her zerresine işlemiştir. Oysa bazı sözler vardır ki, ne kadar tekrarlansa da eksik olan o sıcaklığı, o samimiyeti taşımaktan acizdir. Sözcükler yalnızca dudaklardan çıkınca, yürekten geçmeyince gerçeğin yerine sadece iyi niyetli bir taklit bırakır. Ve niyet ne kadar düzgün görünürse görünsün, içinde sahici bir pişmanlık yoksa, en nihayetinde sessizlik bile ondan daha inandırıcı olur. Çünkü hissetmeden söylenen her ‘üzgünüm’, bir noktadan sonra yalnızca rüzgârın savurduğu boş bir yankıya dönüşür.
“ Tüm duyguların neşesini, ihtirasını ve sevincini yaşayın, kontrolün sizin elinizde olduğunu bilin! Bu hayat sizin hayatınız, bu duygular sizin duygularınız, bu kader sizin kaderiniz.”