Yıldıray Unus

Yıldıray Unus
@Nehirden
İzmir
19 Kasım
16 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
“Nasıl yani?” diye sordu Govinda. “Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmasını beceremez, dışardan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak, bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak. Sen, ey saygıdeğer kişi, belki gerçekten arayan birisin, çünkü amacının peşinde koştuğundan hemen gözünün önündeki bazı şeyleri görmüyorsun.”
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Siddhartha uyanıp gözlerini açmıştı. Bu Siddhartha da günün birinde yaşlanacak, o da günün birinde ölüp gidecekti, ölümlüydü Siddhartha, tüm nesneler ölümlüydü. Ama bugün gençti henüz, bir çocuktu bu yeni Siddhartha ve yüreği sevinçle dolup taşıyordu. İşte bunları düşündü Siddhartha, midesinden gelen seslere gülümseyerek kulak verdi, içinde bir şükran duygusuyla bir arının vızıldamasını dinledi. Gözlerinin içi gülerek, önünde akıp duran ırmağa baktı; şimdiye dek hiçbir su bunun kadar hoşuna gitmemişti, akıp giden bir suyun sesini ve sudaki yansıyı hiç bu kadar güçlü ve böylesine güzle bir şekilde algılamamıştı. Sanki ırmağın ona söyleyeceği önemli bir şey vardı, onun henüz bilmediği bir şey, onun ilerde karşılaşacağı bir şey. Siddhartha boğulmak istemişti bu suda, ama bugün suda boğulan, yorgun düşmüş ve umarsız eski Siddhartha olmuştu. Yeni Siddhartha bu akarsuya karşı derin bir sevgi duyuyordu içinde. Karar verdi, bu sudan bir daha kolay kolay ayrılmayacaktı.
Sayfa 88
Edebiyat
Siddhartha bir ara şöyle dedi Kamala’ya. “Sen de benim gibisin, insanların büyük çoğunluğundan farklısın. Kamala’sın sen, yalnızca Kamala; içinde dingin bir yer, sığınılacak bir yer var, ne zaman ister sen benim gibi oraya çekilebilir, kendini kendi evinde hissedebilirsin. Pek az insanda vardır bu, oysa herkes buna sahip olabilir.”
Sayfa 66
Güneşin ormanlık dağlar üzerinden doğduğunu ve uzaklardaki palmiyeli kıyılarda battığını gördü. Gece gökyüzünde bir düzen içinde yıldızları gördü ve mavilikler içinde bir kayık gibi yüzen hilal şeklindeki ayı gördü. Ağaçları, yıldızları, hayvanları, bulutları, ebemkuşağını, kayaları, otları, çiçekleri, çayı ve ırmağı gördü ayrıca, sabahları çalıların üzerinde ışıl ışıl parıldayan çiyleri gördü, uzaklardaki yüce dağları gördü, mavi ve soluktular; kuşlar ötüşüyor, arılar vızıldıyor, rüzgâr pirinç tarlalarında gümüşsü parıltılarla esiyordu. Bütün bunlar, bu bin bir çeşit ve rengârenk her şey var olmuştu hep; güneş ve ay hep parlamış, ırmaklar çağıldamış, arılar vızıldamıştı; ama bütün bunlar daha önce Siddhartha için geçici ve aldatıcı bir seraptan öte bir anlam taşımamıştı, kuşkuyla bakmıştı hepsine, töz olmadıklarından, töz denen şey görünürlüğün arkasında saklı yattığından düşüncelerin ağma yakalanıp yok edilmeye mahkûm nesneler bilmişti bunları. Oysa şimdi özgürlüğüne kavuşmuş gözleri nesnelerin ardında değil, ön tarafındaydı; görünür dünyayı görüp tanıyor, bu dünyada kendine bir yurt edinmeye bakıyor, tözü aranıyor, nesnelerin arkasına dolanmaya çalışmıyordu. Böyle bakılınca, böyle aramadan, böyle yalın, böyle çocuksu gözlerle bakılınca, güzeldi dünya. Ay ve yıldızlar güzeldi, güzeldi çay ve sahil, orman ve kaya, keçi ve gülböceği, çiçek ve kelebek güzeldi. Güzel ve iç açıcıydı dünyayı böyle gezip dolaşmak, böyle çocuksu, böyle uyanmış, çevresine karşı böyle kucak açarak, güvensizlikten böylesine uzak. Güneş insanın başını bir başka türlü yakıyor, ormanın gölgesi bir başka serinlik veriyordu; bir başkaydı çayın ve sarnıcın, bir başkasıydı kabağın ve muzun tadı.
Sayfa 44
1000Kitap
127 Şaşkın ruhum, hem besleyen, hem açlık veren bu besini sevinçler içinde tadarken, 130 davranışlarıyla daha yüce bir yerdengeldiklerini belli eden üçler, meleklere özgü şarkılarla dans ederek yürüdüler. 133 “Bak Beatrice, bak kutsal gözlerinle seni görmek için bunca yoldan gelen kölene!” diyordu şarkıları. 136 “Kerem eyle, kerem eyle de yüzünü örten tülü aç, o da görebilsin diye gizlediğin ikinci güzelliği.” 139 Ey sonsuz ışığın canlı parıltısı, Parnassus’un gölgesinde solmuş ya da pınarından içmiş biri, 142 gökyüzünün seni sardığı noktada, açık havada yüzündeki tülü açtığında göründüğün gibi görürse seni 145 aklının karışmasını engelleyebilir mi? 138/ İkinci güzelliği = Beatrice’nin gülümsemesi (= Tanrı sevgisi). 140/ Parnasssus’un gölgesinde solmuş = şiirle uğraşmış (Parnassus = esin perilerinin oturdukları dağ.) 142/ Gökyüzünün seni sardığı nokta =Yeryüzü Cenneti.
Edebiyat