Gelinlik, geline herkesin bakışlarının odağı olması, dikkat çekmesi için giydirilmiştir; abartılı vurgusuyla, törenin gelinin etrafında dönen, gelin için hazırlanan bir hadise olduğuna işaret eder. Damadın giydirildiği kıyafetlerse, "normal" günlerde giydiği takdirde bile kimsenin dikkatini çekmeyecek, yadırganmayacak, sırf bu törenin niteliğine mahsus olduğu gelinlik gibi açıkça belli olmayan kıyafetlerdir. Kadın beyaz gelinlik içinde, bir insandan, bireyden ziyade sunakta ailesi tarafından bir erkeğe ve onun vasıtasıyla Ataerkil Toplum Tanrısı'na kurban edilen, bunun için yetiştirilmiş bir adağı andırmaktadır. Nitekim nikah ve düğün töreni de, -sünnet töreni gibi- bu adağı hep birlikte sunma törenidir.
Kendimizi korumak istediğimizde, bedenimizi kapatan pozisyonlar alırız kendiliğinden. Kollarımızı göğsümüzde bağlarız, vücudumuzu toparlarız, uzayda daha az alan kaplarız, bacak bacak üstüne atarız. Kişiye dışarıdan korunma hissi veren bacak bacak üstüne atmanın, en zayıf, en hassas yerimiz olan genital bölgemizi koruma işlevi gördüğü söylenir. Cinsellik ise, bunun tam tersidir. Bir insanı her şeyiyle dünyamıza kabul edebildiğimizin mümkün en açık şekilde ve dolayısıyla fiziken ifadesidir.
Sadece sünnet değil, nikah, düğün gibi her tür tören ataerkil reflekslere dayanır ve ailedeki ataerkillik ne kadar güçlüyse bu törenlere verilen önem de o oranda artar.
Kısa bir süre öncesine kadar, sünnet erkek çocuklarına Müslüman ülkelerden sonra İsrail'de, Amerika'da, Filipinler'de, Güney Kore'de, Etiyopya'da yaygın olarak uygulanmaktaydı. Buna rağmen bu ülkelerin hemen hiçbiri ona Türkiye'deki gibi anlamlar yüklemiyordu.
Suudi Arabistan'da erkek bebekler çoğunlukla yeni doğduklarında, veya bebekken sünnet edilirler. İşlem hastanede uygulandığı gibi, "mahrem" muamelesi görür. Hakkında konuşulmaz. Değil bir başkasının, aileden bir yakının bile çocuğun sünnet olup olmadığını sorması tuhaf kabul edilir. Yani çocuğun sünneti Ortadoğu gibi altruist toplumlarda bile çocuk ile anne babası dışında kimseyi ilgilendirmez. Dünyada sünnet uygulayan ülkelerin çoğunda da durum farklı değildir.
Sünnet, dinî bir uygulama değildir. İslamiyet'te de sünnetin Muhammed'in sünnetli doğduğu tevatüründen çıkarak, zamanla yerleştiği söylenir. Muhammed'in ölümünden 250 yıl sonrasına kadar böyle bir pratiğin olmadığı, artık çok sayıda ilahiyatçının da kabulü. Sünnetin ne kadar anti-İslami bir gelenek olduğunu herkese anlatmaya çalışan İslami gruplar biliyorum. Bu gruplar, Allah'ın erkeği zaten olması gerektiği gibi yarattığını savunuyorlar. Aralarında sünnetin "şirk" olduğunu iddia edenler dahi var.