Yazmış olmaktansa yazıyor olmayı tercih ediyorum. Orada kalmayı, o zaman içinde yaşamayı, o yıllarda var olmayı, muğlak görüntüleri uzun uzun takip etmeyi ve özenle gözden geçirmeyi tercih ediyorum. Onlara kötü gözle bakmak ama bakmak. Orada kalmak, izleyerek.
Maipú sokakları o zamanlar tehlikeli değil miydi? Geceleri evet, gündüzleri de öyle, ama yetişkinler ya kibirden ya saflıktan ya da kibir ve saflık karışımı bir duyguyla bu tehlikeyi görmezden geliyormuş gibi yapıyordu: huzursuzluk yoksulların meselesi, iktidarsa zenginlerin işi, diye düşünüyormuş gibi yapıyorlardı ve hiçbiri ne yoksuldu ne de zengin ya da en azından o sokaklarda o zamanlar henüz kimse öyle değildi.
Bu bir eve varma hissiydi; temiz ve dinlenmiş olma; güvenli ama özgür olma; asla bir yere kaçmayan bir sevgi; mayıs güneşi gibi ısıtan, ama fırın ya da kuş tuyu yatak gibi sıkmayan bir sevgi... insan rahatsız etmeyen, canından bezdirmeye bir sevgi. 
Sayfa 188 - Türkiye İş Bankası kültür yayınları 11. basım·Kitabı okudu
Kadınlar hakkında güzel şeyler söyleriz, ama içten içe onların, en azından çoğunun, sınırlı varlıklar olduğunu biliriz. Onlara işlevsel yetilerinden ötürü saygı duyarız, ama bu yetilerden yararlanırken bile saygısızlık ederiz; dikkatle koruyup kolladıkları erdemlerine saygı duyarız, ama davranışlarımızla bu erdeme ne kadar az önem verdiğimizi gösteririz; onları tamamen kendi kararımızla belirlediğimiz ücretler karşılığında hayat boyunca bize bağlı kalıp, anneliğin gerektirdiği geçici görevler haricinde işleri güçleri her açıdan bizim ihtiyaçlarımıza koşturmak olacak şekilde en kolay hizmetkarlar haline getiren saptırılmış annelik faaliyetlerinden ötürü onlara saygı duyarız.
.
Sayfa 187 - Türkiye İş Bankası kültür yayınları 11. basım·Kitabı okudu