Neşe Akpınar

Yazar Bülent Akyürek’in yazdığı vasiyeti:
“Ölürsem vasiyetimdir; Dünyanın bütün ormanlarını ve kirletilmemiş tüm sularını, balıklara, O balıkları, sabah vakti enginlere açılan güzel balıkçılara, Güvercinleri, mavi göklere, Güzel yavruları, tatlı annelere, Anneleri, anlayışlı erkeklere, Yeşillikleri, koyunlara, Kuytuları, böceklere, En güzel ilhamları, ilham beklemeyen sanatçılara, Dürüst sanatçıları, dürüst okuyuculara, Yıldızlı geceleri, aşıklara Gücü, ezmeyenlere Şöhreti, taşıyabilenlere Borçlarımı, ödeyebilecek birilerine bırakıyorum.” Bülent Akyürek
1000Kitap
Neşe Akpınar
Allah rahmet eylesin.
Reklam
Yarım hoca dinden edermiş!
Tanrıtanımazlık onlardan, Roma Katolikliğinden çıktı işte! Oradan başladı tanrıtanımazlık: insanlar nasıl inanabilirlerdi onlara? Onlara duyulan nefretten doğmuştur tanrıtanımazlık. Onların yalanlarının, din adamlarının güçsüzlüğünün eseridir tanrıtanımazlık
Sayfa 689 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Neşe Akpınar
👏👏
Yanılmıyorsam, hayatın bir dakikasının bile parayla ölçülemeyecek kadar değerli olduğunu, kimi zaman beş dakikanın bir hazineden bile çok değerli olduğunu anlatmak istediniz. Çok güzel, övgüye değer bir şey bu. Ama izninizle sorabilir miyim, size bütün bunları anlatan o arkadaşınız... ölümden kurtulmuş, yani “sonsuz bir hayat” bağışlamışlar ona. Peki, kavuştuğu o büyük zenginliği ne yapmış sonra? Her dakikasını “değerini bilerek” yaşamış mı?
Sayfa 74 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Neşe Akpınar
Her anın değerini bilerek yaşamak olanaksızmış.
Bir Bayram Günü
Günün henüz ağarmaya başladığı saatlerde çayır çimen kırağıya yenik düşerdi. Güne normalden biraz daha erken başlayan köylü kadınlar telaşla ahırlara giderken, içeriden sabırsız inek sesleri gelirdi. Belki yavrusuna kavuşma heyecanı, belki özgürlüğe kavuşma ümidiydi o sesleniş. Kıyafetlerini dâhi bazen eşlerinin, bazen evi çekip çeviren kızlarının hazırladığı erkeklere abdest almak kalırdı bir tek. Evin küçük erkek çocuğu da uyanırdı heyecanla, geceden beri bilmem kaç kez bayram namazını canlandırmış kafasında. Ya herkes elleri bağlı dururken kendisi rükûya giderse korkusu. Sarıkamış'ın suyu da havası kadar soğuk ve serttir ama bir kendine getirir ki insanı sormayın. Abdest alanlar bir güzel atardı uykunun mahmurluğunu üzerinden. Baba yanına alır çocuğu camii yoluna düşerdi. Mahalledeki hemen bütün evlerin yolu bir ana caddeye çıkar. Elinde ucuza alınmış sigarası ve aklar düşmüş saçlarıyla amcası çıkar çocuğun yoldan. Beraber yürürlerdi. Hatırlamazdı ne konuştuklarını ama konuşurlardı işte. Biri yeni yapılmış ve uzun, diğeri 1950'li yıllarda yapılmış ve kısa, iki minareli, siyah, sürmeli bahçe kapılı Camiiye ilk adımlarını atarlarken duymaya başlarlardı imamın vaaz sesini. Geç gelenlerin saflarda yer bulması zordu. Sadece bayram ve kandil günlerinde dolardı zaten Camii. (Kandillerde şeker dağıtılır umuduyla gelirdi bir çok kişi Camiiye.) Vaazın konusu küslükler, akrabalık bağları, mü'min kardeşinin iyiliğini istemek olurdu genelde. Bizim oralarda âdettir, akrabaların çoğu küs veya kavgalı olur. Hacı İbrahim'in çocukları dağılmış bir kere. Sebepler fındık kabuğunu doldurmaz şeylerdi. Yine de kimse dinlemezdi İmam Efendiyi. Bayramlar bizim oralara çok az barış getirirdi. Çünkü gururları her şeyin önündeydi köylünün. Gururlu insanlardı, öyle derlerdi. Namaz vakti
Ramazan Bayramı
Neşe Akpınar
Yüregine kalemine sağlık canım Emin. Köyünüzün fotoğrafına bakarak tek tek gördüm gittiği her yerde o çocuğu. Ah çocukluk! Her şey saf, heyecan verici ve samimi. İyisiyle kötüsüyle. Çok güzel ben çok beğendim annesinin ellerine sağlık Büyüyünce öyle mi ya? Ne kadar büyük bir beklenti içinde olabiliriz ki? Göçüp gidenlere Allah gâni gâni rahmet eylesin. Belki buruk ama bir o kadar da anlam yüklü bir bayram yaşattın. Seni tanımak güzel.
Sevginin de Dilleri Vardır
8/10
·226 syf.··
2025 6. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2025 00:20
Öncelikle kitabı okumaya başlarken, açıkçası çok heyecanlı değildim. Kitap, genelde ilişki rehberleri ve kişisel gelişim kitaplarıyla ilgilenmeyen biri olarak, benim tarzım değildi. Hatta kitabı okumadan önce, biraz ön yargılarım vardı. Ancak dahili olduğum Kitap Kulübünün Şubat ayı için belirlediği eser buydu ve kalıplarımın dışına çıkabilmek için de bir fırsattı. Hazır Kitap Kulübü demişken, Türkçe'miz ve edebiyat için uğraşan, emek veren, bizleri bu amaçla buluşturan ve dört gözle bir sonraki ayı beklememize vesile olan Neşe Akpınar ablama çok teşekkür ediyorum. Seni ve tüm ekibi tanımak çok güzel. Alper T. Bey, sizin de kıymetli yorumlarınız fikirlerimizi her zaman diri tutuyor. Kitabı okumaya başladığımda, sevginin bir dil gibi ifade edilebileceğini düşündüm ve bu fikir beni oldukça etkiledi. Kitap, insanların sevgiye nasıl tepki verdiklerini ve bu sevginin nasıl daha sağlıklı bir biçimde iletilebileceğini anlamamı sağladı. Chapman, ilişkilerde en büyük sorunun, insanların sevgilerini farklı şekilde ifade etmelerinden kaynaklandığını vurguluyor. Bu noktada "sevgi dili" kavramı devreye giriyor. Her insan, sevildiğini hissetmek için farklı bir yöntem bekler. Örneğin, bazı insanlar için sözcükler bir anlam ifade ederken, diğerleri için dokunmak ya da birlikte vakit geçirmek çok daha önemli olabiliyor. Bir partnerin ya da yakın bir kişinin dilini anlamadan, ona doğru sevgiyi sunmak oldukça zorlayıcı olabilir. Chapman’ın beş sevgi dilini tanımlaması, aslında ilişkilerdeki bu temel iletişim sorunlarına ışık tutuyor. Beş Sevgi Dili: Her Biri Farklı Bir İhtiyaç Onay Sözleri dilini konuşan biri, sıkça takdir edilmek, güzel sözler duymak ister. Bu tür insanlarla iletişimde, "Sana değer veriyorum", "Çok önemli birisin" gibi basit ama içten cümleler büyük bir anlam
Beş Sevgi DiliGary Chapman · Koridor Yayıncılık · 201212,4bin okunma
Neşe Akpınar
Kıymetli Emin Akının ve Alper T. iyi ki geldiniz. Öncelikle kulübe ve şahsen bana değer kattınız. Burada beraber olmak ayrı bir güzel. Eminciğim paylaşımını zevkle okudum.Bizim yaşantılarımızla çelişen durumlar olsada çıkarılan önerileri attık çebimize. Hangi bilgi boşta kalmış ki? Ah o zaman! Okumanın tadını çıkartırmadı. Nefes alışlarımız bile zamanı genişletmedi.Belki yapa yapa üstesinden geliriz. :)