Bazı kitaplar olay anlatır, bazıları insanın içine çöker. Çıplak Ayaklıydı Gece bende ikinci hissi bıraktı. Okurken sürekli karanlık bir sokakta yürüyormuşum gibi hissettim; hem ürkütücü hem de garip şekilde tanıdık. Ahmet Ümit’in dili çok gösterişli değil belki ama insanın içindeki kırılmış yerlere dokunmayı biliyor.
Kitaptaki karakterlerin çoğu sanki hayata biraz geç kalmış insanlar gibiydi. Herkes bir şeye tutunmaya çalışıyor ama ellerinde kalan şey daha çok yalnızlık oluyor. En sevdiğim tarafı da buydu zaten: kimse tamamen iyi ya da kötü değildi. Gerçek hayatta olduğu gibi herkesin içinde biraz karanlık vardı.
Kitabı bitirince bende büyük bir şaşkınlık değil, uzun süren bir his kaldı. O gece yürüyüşü hissi… İnsan bazen kendi hayatında da “eğreti” yaşadığını fark ediyor. Sanırım kitapla aramda bağ kuran şey buydu.
Bazı cümlelerin altını çizmekten çok, onları uzun süre düşünmek istedim. Ve bence bir kitabın insanda iz bırakması tam da böyle oluyor.