Hayatınıza artık sığamadığınız hissi o kadar yavaş geliyor ki fark etmiyorsunuz bile. Kıyafetleriniz sanki başka birinin. Bir zamanlar tatmin edici gelen işe şimdi sadece katlanılıyor. Amaçsızlık ve yabancılaşma olarak başlayan duygu hızla en klostrofobik türden utanca dönebiliyor.
Latincede “kalp” anlamına gelen, insanın tüm duygularının, arzularının ve niyetlerinin kaynağı kabul edilen “cor” sözcüğünden geliyor. Orta Çağ’da kalp, bizim bildiğimiz gibi kas değildi. Kan dolaşımını sağlayan bir pompadansa, vücudun can özünü ısıtan bir odaydı. Bu can özü ne kadar sıcaksa o kişinin o kadar cesur olduğu var sayılıyordu.
“Tabi uzaktan bakarak birinin kalbinin ne kadar sıcak olduğunu kestirmek zordu.”
Eline bir kitap alıp bırakıyorsun. Esniyorsun, bir yere yığılıyorsun ve uzaklara dalıyorsun. Bir odadan diğerine geçip bir şeylere bakınıyorsun ama hiçbir şey dikkatini çekmiyor. Can sıkıntısı, duyguların en çelişkilisi. Sıkılmışlık, eylemsizlik ve ilgisizliğin bir karışımı: Bir şeylerin değişmesini istiyorsun ama ne olduğunu tam olarak söyleyemiyorsun.