Neslihan

Alman felsefesinin Zeitgeist adıyla bicimlendirdigi bu kavram, göründüğü kadar sanal değildir; hatta Tarih'in yürüyüşünü anlamak açısından temel bir öneme sahiptir. Aynı çağda yaşayanların hepsi birbirini çeşitli şekillerde ve genellikle farkına varmadan etkiler. İnsanlar birbirinden kopya çeker, birbirine öykünür, hatta birbirini maymun gibi taklit eder; revaçta olan tavırlara, bazen muhalif gibi durulsa da uyum sağlanır. Ve bu durum her alanda- resim, edebiyat, felsefe, siyaset, tıp, moda, dış görünüm veya saç modeli- geçerlidir. Söz konusu ruhun hangi yollarla yayıldığını ve kendini kabul ettirdiğini saptamak güçtür, ancak her çağda kusursuz bir etkinlikle iş başında olduğu da yadsınamaz.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Nasır, ölümünden bir kaç ay önce yaptığı son konuşmalarından birinde, İsrail'den bahsederken şöyle diyordu: "Nasıl ki düşmanın tek bir muharebeyi bile kaybetmeye tahammülü yoksa, biz de artık kaybetmeyi göze alamayız. Düşman sırtını denize vererek savaşıyor, biz ise sırtımızı hiçliğe vererek savaşıyoruz."
Alıntı
Çünkü bir mağlup için en kötüsü, bozgunun kendisi değil, ondan hareketle ebedi mağlup sendromunu üretmektir. Sonunda tüm insanlıktan nefret etme ve kendi kendini yok etme noktasına gelir. Günümüzde atalarımın ulusunun başına gelen tam olarak budur.
Alıntı
Amerikalı filozof William James bir gün üniversite öğrencilerine verdiği bir konferansta çok yerinde bir soru sormuştu: mademki savaş dönemleri duyguları seferber ediyor ve her insanın sunabilecegi en iyi şeyleri- arkadaşlık, yardımlaşma, gayret, fedakarlik- sunmasını sağlıyor, uyuşukluktan ve vurdumduymazlıktan sıyrılmak için, bazılarının yaptığı gibi, " iyi bir savaş" mi istemek lazım? Sorunun cevabı, toplumlarımızın bağrında" savaşın manevi bir muadili"ni icat etmek gerektiğini; yani erdemlere seslenecek, aynı duyguları harekete geçirecek ama savaslarin yol açtığı vahşete yol acmayacak barışçı kavgalar bulmalıyız diyordu. Ben de burada benzer bir gozlemde bulunmak istiyorum: Belki de bu yüzyılda ihtiyacımız olan, proleter enternasyonalizminin- yol açtığı canavarliklari dışarıda tutarak - " manevi muadili"dur. Gerçekten de kimlik kaynaklı tüm taskinliklarin karşısında çağdaşlarımizi tüm siyasal, dinsel, etnik veya kültürel sınırların ötesinde, evrensel değerlerin etrafında kitlesel olarak harekete geçirebilecek geniş bir hareketin doğduğunu görmek güzel olmaz mı?
Alıntı
İnsanlar etnik veya dinsel aidiyetlerine gönderme yapmaksızın yurttaşlık haklarını kullanamaz hale geldiklerinde, ulus bütünüyle barbarlık yoluna girmiş demektir. Minicik bir cemaatin mensubu tüm ülke ölçeğinde bir rol oynayabildigi sürece, insan ve yurttaş olma niteliği her şeyin önünde geliyor demektir. Bu imkansizlastiginda, yurttaşlık ve onunla birlikte insanlık fikrinde bir arıza çıkmıştır. Bu mesele bugün Doğu Akdeniz'in istisnasız tüm bölgelerinde geçerlidir. Ve değişik derecelerde dünyanın başka bölümlerinde de geçerli hale gelmektedir.
Alıntı