Nevnihalç

Bekle Beni
Puan vermedi·192 syf.··
2026 8. kitabı
Zülfü Livaneli birçok kitabını okumuş biri olarak kalemini sevdiğim dahası son yıllarda daha da bilgeleşmesiyle sohbetlerini beğendiğim bir yazar. Bu eserinin çıktığını duyduktan sonra almak için bir süre bekledim. Çok fazla olumsuz yorum görünce almaktan vazgeçip dinlemeye karar verdim. Bu konuda da isabet ettiğimi düşünüyorum. Kitap, gerçek olaylardan yola çıkması ve bu toprakların kanayan yaralarından olan düşünce özgürlüğünü konu edinmesi açısından elbette önemli. Ama bir okur olarak beni o kadar mutsuz etti ki. Yazar, yazmak istediklerini sanki yazmaktan kendini tutmuş gibi. Yani hissettiğim şeyi tam olarak anlatamayabilirim.Anlatılan olaylar, işkence sahneleri çok trajik durumlar ama duygu o kadar insana geçmiyor ki. Sanki ajite etmeye ya da edebi olarak anlatmaya çalışmış gibi. Olaylar çok trajik olunca anlatım yalınlaşır edebi eserlerde. Yazarın bizzat hapse girmediğini yakın arkadaşlarının girdiğini biliyoruz. Oradaki hayatı , hissiyatı yansıtamamış bence. #Büyük Defter romanını okudum.Yazar, savaşı yaşamış ve öyle anlatmış ki. Donup kalıyor insan. Aynı zamanda çok sürükleyici. İçinize oturuyor. Bunda ise insanda eksiklik duygusu ve sanki aceleye getirilmiş hissi uyandırıyor. Tabii ki bunlar benim son derece kişisel fikirlerim.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·
Bahçıvan ve Ölüm “Bir hikaye yaşanmış ve kişisel olsa bile bir kez dilden geçince, kelimelere bürününce artık bize ait olmaktan çıkar,o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir.” Bu edebiyatın en önemli gerçeği bence. Bir gün kitap yazarsam ben de böyle yazacağım başına. Küçük bir kaza geçirip evde oturmaya mahkum olunca bir türlü ilerletemediğim kitabı bitirdim.Kapağına roman yazmak ne kadar doğru acaba? Bu eser, romandan çok bir mezar kitabesi bence.Daha da doğrusu bir yas günlüğü. Bu yüzden bir kara tren gibi gibi ağır ağır dumanını savura savura içimden geçti benim. Samimi, doğal anlatımı eserin en tatlı tarafı bence. Babalar üzerine incelikli tespitleri, kültürel benzerliklerimizi farkettiğim Bulgar toplumunun kişisel bir geçmiş üzerinden okumamıza imkan veren yoksul ve sıkıntılı tarihleri gibi bir çok ayrıntı da okuma zevkini arttıran taraflarından. Ve şüphesiz kitabı akıllara kazıtan giriş cümlesi. “ Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Bu ifade Voltaire’in ünlü eseri Candide’in sonunda geçen meşhur cümleyi hatırlatıyor. Zaten kitapta da bahsi geçiyor. “Il faut cultiver notre jardin.” “Bahçemizi yetiştirmeliyiz / kendi bahçemizi ekip biçmeliyiz.” Bu söz mecazi anlamda elbette.insanın dünyayı tamamen düzeltmeye çalışmadan önce kendi hayatını, emeğini, iç dünyasını ve sorumluluklarını geliştirmesi gerektiğini anlatıyor. Ama bunun bir nevi somutlaşmış hali yazarın babası.Hayatını bahçe ve bitkilerle dolduran çileli ama mücadeleci bir adamın hüzünlü hikayesi.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Puan vermedi·504 syf.··
2026 4. kitabı
# Benimadımkırmızı dan sonra #orhanpamuk la devam etmek istedim. # kafamdabirtuhaflık ‘ı çok severek ve hızlıca okudum. Hem anlatımı hem de konusuyla çok sürükleyici bir roman. 1950’ li yıllarda babasıyla birlikte Beyşehir’den İstanbul’a gelen saf kalpli, dürüst Mevlüt’ün hikayesini okuyoruz.Mevlüt, babasıyla yoğurtçuluk yaparken İstanbul’u, insanları ve hayatı tanıyor. Köyden kaçırdığı Rayiha ile tek göz bir evde mesut yaşarken gece gündü çalışsa da hep geçim sıkıntısı çekiyor. Gündüz nohut pilav satarken geceleri boza satıyor. Hayatı boyunca bozacılığı asla bırakmıyor. Çünkü hiçbir zaman ait olamadığı bu kentte geceleri karanlık sokaklarda yürürken kendini iyi hissediyor.Belki de gerçekten var olabiliyor. Kimseye yalakalık yapmayan, dürüst Mevlüt, zenginleşen amcaoğlularının aksine zar zor geçiniyor. Roman aynı zamanda ellili yıllarda başlayan göçlerle gecekondularla dolan tepelerin 2000’li yıllarda plaza ve kulelerle kaplanmasının hikayesini de anlatıyor. Bu bağlamda iktidar - çıkar ilişkileri, sosyolojik değişimler de gözümüzün önüne seriliyor. Bu hikaye benim kişisel tarihimle de bir yerde kesiştiği için okumaktan keyif aldım. 90’lı yıllarda üniversite okumak için gittiğimde bu gecekondulaşmadan şehirleşmenin başlangıcıydı sanırım. Sonraki yıllarda ara ara gittikçe İstanbul’ a bu değişimin ne kadar ivme kazandığını gördüm. Bir zamanlar her ilçede bir Anadolu şehri yaşardı ama sonradan ne kadar İstanbullu oldular tartışma götürür. Bir de kitabı okurken o gecenin karanlığını delen bozacıların sesini duydum sürekli. Bir taşralı olarak ben bozayı da bozacıları da hiç tanımamıştım. İlk defa bunu duyduğumda şaşırmıştım. Yazarın bozayı ve bozacıyı seçmesi tesadüf değil elbette. Değişen, oburca büyüyen bir şehir ve bozulan insanların karşısında özündeki iyiliği
Kafamda Bir TuhaflıkOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202416,3bin okunma
Annemin Uyurgezer Geceleri
Puan vermedi·440 syf.··
Beğendi
·
2025 36. kitabı
Kitapçı raflarında elime aldım ilk defa kitabı. Arka kapak yazısını okuyunca almaya karar verdim. Çok zevkle,merakla okudum.Çünkü hikaye çok sürükleyici ve bizden. Hayata bakış açıları, eğitimleri, kuşakları farklı üç kadının, anneanne-anne-kız, hikayesi. Onların kişisel hayatlarının trajedisiyle birlikte ülkede değişen sosyoekonomik, kültürel şartları da arka planda izliyoruz.Bu benim sevdiğim bir durum. Romanların çok iyi birer sosyoloji kaynağı olduğunu düşünürüm. Çünkü her roman sadece yazarının değil devrinin de bir ürünüdür.Mesela Rus romanları olmasa çarlık Rusyasının ekonomik koşullarını, insanların sefaletini nasıl öğrenecektik. Romanda ana karakter Şehnaz…Ekonomi alanında profesörlüğe yükselen bir akademisyen olan ve babasız büyüyen Şehnaz, üniversite hocasıyla bir ömür yaşadığı toksik ilişkisiyle yıllarca kendi içinde derin bir çelişki yaşıyor.Narsist erkek profilinin tam bir örneği olan E. yi yazar, kötü bir son yazarak bence biraz cezalandırıyor. Şehnazın annesi son derece kurallı yaşayan tipik bir cumhuriyet öğretmeni. Bir gün uyurgezer olunca Şehnaz, geçmişe dair gerçekleri birer birer annesinin ağzından alıyor. Bütün hayatinin sırları da böylece çözülülüyor. Okuması keyifli, sürükleyici bir kitap.
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,2bin okunma
Büyük Defter
Puan vermedi·344 syf.··
2025 32. kitabı
Kitabı sevdiniz mi dediler. Tabii ki hiç sevmedim. İnsan böyle bir kitabı severek okumaz ki. Olsa olsa kaşlarını çatıp dişlerini sıkarak, gözlerini kocaman açıp merakla okur.Evet. Roman çok akıcı. Çok kısa sürede bitirdim. Kurtulmak mı istedim meraktan mı öldüm artık siz istediğinizi seçin. Evet savaşın acı gerçekleri, çirkin çıplak yüzü. Ama savaş, ensest, pedofili, tecavüz, ruhsal hastalık, göç, mültecilik hepsi aynı pakette. Bana biraz fazla geldi açıkçası. Bu yüzden kapağı kapatır kapatmaz unutmaya karar verdim. Ancak yazarı merak edip araştırdım. 2. Dünya savaşını yaşamış ve muhtemelen birçok olaya şahit olmuş.Yani eser yarı otobiyografik. (Ama röportajlarında subay sahnesini ( mazoşist, pedofili, pornografi) yazmaktan pişmanlığını dile getirmiş.) Yazarın neden böyle mesafeli, sert bir dil kullandığını da anlayabiliyor insan. “Stephen King, ‘Her zaman yazacağım kitapların bir tür kişisel saldırı gibi olması gerektiğini düşündüm ki, bence her romancı böyle yapmalı. Masanın karşı tarafından biri uzanıp iki eliyle yakanıza yapışmış ve sizi tartaklamış gibi bir his bırakmalı. Aklınızı başına getirmeli… Eğer bir okurdan ‘yemeğim boğazımdan geçmedi’ diye bir mektup alırsam, o anki hissiyatımı ancak harika sözcüğü özetleyebilir.’” Diyor.Bu kitap bunu fazlasıyla yerine getiriyor. Keyifli okumalar diyemiyorum. Hassas insanlara tavsiye edemiyorum. İsteyen okusun tabii.
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma