Kitabı sevdiniz mi dediler. Tabii ki hiç sevmedim. İnsan böyle bir kitabı severek okumaz ki. Olsa olsa kaşlarını çatıp dişlerini sıkarak, gözlerini kocaman açıp merakla okur.Evet. Roman çok akıcı. Çok kısa sürede bitirdim. Kurtulmak mı istedim meraktan mı öldüm artık siz istediğinizi seçin. Evet savaşın acı gerçekleri, çirkin çıplak yüzü. Ama savaş, ensest, pedofili, tecavüz, ruhsal hastalık, göç, mültecilik hepsi aynı pakette. Bana biraz fazla geldi açıkçası. Bu yüzden kapağı kapatır kapatmaz unutmaya karar verdim. Ancak yazarı merak edip araştırdım. 2. Dünya savaşını yaşamış ve muhtemelen birçok olaya şahit olmuş.Yani eser yarı otobiyografik. (Ama röportajlarında subay sahnesini ( mazoşist, pedofili, pornografi) yazmaktan pişmanlığını dile getirmiş.)
Yazarın neden böyle mesafeli, sert bir dil kullandığını da anlayabiliyor insan.
“Stephen King,
‘Her zaman yazacağım kitapların bir tür kişisel saldırı gibi olması gerektiğini düşündüm ki, bence her romancı böyle yapmalı. Masanın karşı tarafından biri uzanıp iki eliyle yakanıza yapışmış ve sizi tartaklamış gibi bir his bırakmalı. Aklınızı başına getirmeli…
Eğer bir okurdan ‘yemeğim boğazımdan geçmedi’ diye bir mektup alırsam, o anki hissiyatımı ancak harika sözcüğü özetleyebilir.’” Diyor.Bu kitap bunu fazlasıyla yerine getiriyor. Keyifli okumalar diyemiyorum. Hassas insanlara tavsiye edemiyorum. İsteyen okusun tabii.