Niceto

Niceto
Kendim için notlar alıyorum. Hesabımın açık olmasının sebebi aldığım bu notların gören birinde belki bir merak uyandırabilecek olma olasılığıdır.
Tez 107 (Stalinizm İzlenimleri)
Stalinizm bizzat bürokratik sınıf içindeki terörün hükümranlığıdır. Bu sınıfın iktidar temelini oluşturan terörizm bu sınıfı da kırıp geçirmek zorundaydı; zira üyelerine verebileceği hiçbir hukuksal güvence, mülkiyet sahibi sınıf olarak kabul edilmiş hiçbir statü yoktu. Gerçek mülkiyeti gizliydi ve sadece yanlış bilincin sayesinde mülkiyet sahibi haline gelmişti. Yanlış bilincin mutlak iktidarı sadece, bütün doğru motiflerin kaybolduğu mutlak terör yoluyla sürdürülür. İktidardaki bürokratik sınıfın üyeleri, sadece temel bir yalana ortak olmak suretiyle toplum üzerinde kolektif bir mülkiyet hakkına sahip olurlar: Sosyalist bir toplumu yöneten proletarya rolünü oynamaları ve ideolojik sadakatsizlik metninin sadık oyuncuları olmaları gereklidir. Ama bu aldatıcı varlığa fiilî katılım bizzat gerçeğe uygun bir katılım olarak tanınmayı gerektirir. İktidar hakkını bireysel olarak sürdürebilecek bürokrat yoktur; çünkü sosyalist bir proleter olduğunu kanıtlamak bir bürokrat gibi davranmamayı gerektirir ve bir bürokrat olduğunu kanıtlamak da olanaksızdır, çünkü bürokrasinin resmî hakikati var olmamasıdır. Böylece her bürokrat, yok etmediği bütün bürokratların “sosyalist iktidarı”na kolektif bir şekilde katılımı tanıyan ideolojinin sağladığı temel bir güvenceye mutlak olarak bağlıdır. Her ne kadar bürokratlar birlikte oldukları zaman her şeye karar veriyorlarsa da, kendi sınıflarının birliği ancak terörist iktidarlarının tek bir kişide toplanmasıyla sağlanabilir. İktidardaki yalanın tek pratik hakikati bu kişide toplanır: sürekli düzeltilen sınırının tartışmasız sürekliliği. Kimin neticede mülk sahibi bürokrat olduğuna, yani kimin “iktidardaki proleter” ya da “Mikado veya Wall Street’in emrindeki hain” olarak adlandırılması gerektiğine kesin kararı Stalin verir. Bürokratik atomlar
Sayfa 91·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Tez 82 (Marksizm Eleştirisine Giriş)
"Tarihi bilimsel bir temelde inşa etmek isteyen burjuvazinin temeli, kullanılabilir haldeki bu bilimin daha ziyade ekonomiyle birlikte tarihsel olarak inşa edilmesi gerektiğini es geçmiştir. Buna karşılık, tarih, iktisat tarihi olarak kaldığı ölçüde doğrudan doğruya iktisat bilgisine dayanır. Bilimsel gözleme dayalı bakış açısının tarihin ekonomideki payını -kendi temel bilimsel verilerini değiştiren global süreci- ne kadar ihmal ettiği, bunalımların kesin oluşma dönemlerini saptadıklarına inanan sosyalist hesapların beyhudeliği karşısında ortaya çıkmıştır; devletin sürekli müdahalesiyle bunalım eğilimlerinin etkilerini telafi etmenin başarılmasından bu yana, aynı tür akıl yürütme, bu dengeyi kesin bir iktisadi uyum olarak görmektedir. Ekonominin üstesinden gelme tasarısı, tarihi sahiplenme tasarısı, eğer toplumun bilimini tanımak -ve özümsemek- zorundaysa, bilimsel olamaz. Bilimsel bilgi aracılığıyla mevcut tarihine hükmedebileceğine inanan bir harekette devrimci bakış açısı burjuva kalır."
Sayfa 74·Kitabı okudu
Tez 61 (Ünlü kişi hakkında)
“Ünlü kişi olarak sahneye çıkarılan gösterinin faili bireyin zıddıdır; bireyin hem kendi içindeki hem diğerlerindeki düşmanıdır. Özdeşleşme modeli olarak gösteride bulunan fail, olayların akışındaki itaat yasasıyla özdeşleşmek için her türlü özerk nitelikten vazgeçer. Tüketimin ünlü kişisi, görünüşte farklı kişilik türlerini temsil etse de tüketimin bütünlüğüne eşit olarak ulaşabilen ve burada benzer mutluluğu bulan bu insan türlerinin her birini gösterir. Kararın ünlü kişisi, insani nitelik olarak kabul görmüş şeylerin tam stokuna sahip olmak zorundadır. Böylece, bu insani nitelikler arasındaki resmi farklılıklar, her konuda mükemmel olmaları önvarsayımı anlamına gelen resmi benzerlik tarafından ortadan kaldırılır. Kruşçev, Kursk Savaşı hakkında karar vermek üzere general olmuştur; ancak savaş sırasında değil, savaşın yirminci yıldönümünde ve devletin efendisi olduğu sırada. Kennedy, kendi mezarına bile methiyeler düzecek kadar hatipliğini sürdürmüştür; çünkü o sırada Théodore Sorensen, Kennedy’nin halefinin konuşma metinlerini, merhumun kişiliğini niyeleyecek bir üslupta yazmaya devam ediyordu. Sistemin temsilcisi olan hayranlık duyulan bu insanlar neyseler o olmadıkları için meşhurdurlar; en küçük bireysel yaşam gerçekliğinin altına inerek büyük adam olmuşlardır ve herkes bunu bilir”
Sayfa 60·Kitabı okudu
Tez 60 (Ünlü kişi hakkında)
“Yaşayan insanın gösterideki temsili olan ünlü kişi, olası bir rolün imajını kendinde toplayarak, aslında bu bayağılığı somutlaştırır. Ünlü kişi olmanın koşulu görünüşte yaşanmış olanda uzmanlaşmaktır; ünlü kişi fiilen yaşanmış olan üretken uzmanlaşmalardaki parçalanmayı telafi etmek zorunda olan derinliksiz ve görünür yaşamla özdeşleşme nesnesidir. Ünlü kişiler, çeşitli yaşam tarzlarını ve toplumun kavrayış tarzlarını canlandırmak için vardır ve kendilerini global olarak ifade etme özgürlüğüne sahiptir. Onlar, bu emeğin amaçlarıymış gibi olağanüstü bir şekilde üste çıkarılan yan ürünlerini - tatışma götürmez bir sürecin başında ve sonunda yer alan kadar ve tüketimi, iktidarı ve tatilleri - taklit ederek toplumsal emeğin ulaşılmaz sonucunu temsil ederler. Kâh devlet iktidarı sahte ünlü kimliğine bürünür; kâh tüketimin ünlü kişisi, yaşanmış olanın üzerinde bir sahte-iktidar olarak kendini seçtirir. Ancak ünlü kişinin bu etkinlikleri gerçekten global olmadığı gibi çeşitli de değildir.”
Sayfa 60·Kitabı okudu
Tez 51
“Özerk ekonominin zaferi, aynı zamanda onun yenilgisi de olmalıdır. Serbest bıraktığı güçler, eski toplumların değişmez temeli olan iktisadi zorunluluğu ortadan kaldırır. İktisadi zorunluluğun yerini sonsuz iktisadi gelişme zorunluluğu aldığında, kabaca kabul edilmiş olan insanın temel ihtiyaçlarının karşılanmasının yerinde sadece kendi hakimiyetini sürdürmenin sahte ihtiyacına indirgenen sahte ihtiyaçların kesintisiz imaları geçer. Fakat özerk ekonomi, farkında olmadan kendisine dayanan toplumsal bilinçdışından doğduğu ölçüde derindeki ihtiyaçtan ebediyen ayrı kalır. “Bilinçli olan her şey yıpranır. Bilinçdışı olan ise değişmeden kalır. Ancak bir kez serbest bırakıldığında o da yıkılıp gitmez mi?” (Freud)”
Sayfa 54·Kitabı okudu