Sanırım bir önceki incelemem de kitapların doğru zamanını beklediğine dair bir şeyler söylemiştim. Bu sefer buna ek olarak yine kitapların kendi iradeleriyle hayatımıza sızacakları anı kovaladığını söylemek istiyorum. Hakkında en ufak bir fikir sahibi olmadan, Elif ' in kitabı okuduğunu gördüm ve düşünüp araştırmadan kendimi bir anda kitabı okurken buldum. Kitap hayatima o kadar hızlı girdi ki yazarına bakma fırsatım bile olmamış bunu kitabın sonunda farkettim. Kalem çok tanıdık, hikaye sarıyor bir aşinalık var ama anlam veremiyorum. Meğerse yine severek okuduğum Mumlar Sonuna Kadar Yanar kitabının yazarı Sandor Marai’nin kalemiymiş. Bu gecikmiş farkındalık kitaba olan beğenimi ve şaşkınlığımı arttırdı. Genel olarak kitabı çok sevdim.(Sadece 2.bölüm konusu bu kadar sınıfsal değil de daha ilişki ağırlıklı olabilirdi. Çünkü bir yerden sonra burjuva hakkında okuma yapıyor gibi hissettiriyor.) 3 kişilik ilişkiler silsilesini 3 farklı kişinin bakış açısıyla dinlemek ve bunu yazmak fikri gerçekten orijinal. Yer yer birine kızarken başka bir kısımda yine aynı kişiye hak veriyorsunuz. Beni bu denli dengesizleştiren kitapları seviyorum sanırım. Ve bu yazar bende bu dengesizliğin hakkını veriyor. Şu ana kadar okuduklarım arasında en çok altını çizdiğim kitap olabilir. Sonuç olarak, bir aşkın ve bir dönemin çöküşünü üç farklı insanın iç sesiyle dinlemek, insan doğasının ne kadar karışık olduğunu yüzüme vurdu diyebilirim.
Kitap, zamanın ellerimizin arasından nasıl kayıp gittiğini ve bu kısıtlı sürede ruhsal dinginliğe nasıl ulaşabileceğimiz üzerinde duruyor. Seneca’nın özellikle zaman yönetimi ve insanların hayatı ertelerken aslında nasıl hızla tükettiği konusundaki tespitleri zamansız. Yaşamayı öğrenmek bir ömür sürer, derken haksız olduğunu düşünmüyorum.Ancak, Stoacılık üzerine çok daha samimi, insan ruhuna doğrudan dokunan daha farklı kitaplar okumuştum. ( Güzel Yaşam Kılavuzu ) Seneca’nın dili ve yaklaşımı, felsefeyi popülerleştirmek isterken fazla didaktik ve yukarıdan bakan bir tona bürünüyor. Seneca bize ideal olanı kusursuz bir teorikle anlatıyor, ama biz insanların zaten o süreçte çektiği sancılardan bihaber.
Belki de benim için doğru kitap, yanlış zaman durumuydu bu. Felsefenin ve hayatın ritminin daha farklı aktığı, zihnimin didaktik ve köşeli uyarılara ihtiyaç duyacağı başka bir dönemde okusaydım, yazarın mesafeli duruşu beni bu kadar rahatsız etmeyebilirdi. Kitapların hayatımıza girmek için doğru anları beklediğine inanırım,Seneca ile yollarımız bu sefer biraz aceleye gelmiş olabilir.
Her hikaye mutlu sonla bitseydi yeniden başlamak için sebebimiz olmazdı. Hayat seçimlerden ve düştüğümüzde kalkmasını bilmekten ibarettir. Ki bunu hepimiz yaparız.