Efendimizin (sav) ömrü dünyada yaşanmış en ideal hayattır.
Cenab-ı Hakk'ın en büyük ikramları dünyada Ona olmuştur;
Ahirette de yine O'na olacaktır. O, Allah'ın en sevgili kulunun yaşadığı hayat musibetlerle örülmüş gibidir. Babasını kaybediyor daha doğmadan, doğduktan sonra annesini ... Tam yanında kendini rahat hissedeceği bir dönemde, dedesini kaybediyor.
Ardından, kendisini kollayan amcasını... Hz. Hatice ile biraz feraha kavuşur gibi oluyor ama çok geçmeden onu da kaybediyor.
Çocuklarını kendi elleri ile toprağa emanet ediyor. Savaşıyor, yaralanıyor. Her an ölüm tehlikesi altında yaşıyor. Arkadaşlarından her biri Kur'an hafızı olan yetmiş kişi aynı anda öldürülüyor. Kendisine mecnun, sahir deniyor. Başına işkembeler atılıyor, şehrinden çıkarılıyor, eşine iftiralar atılıyor. Aç kaldığı, karnına taş bağladığı günler az değil. Hasır üzerinde uyuyor.
Hüznünün zirve yaptığı 'senetül hüzn' yani hüzün senesi denilen zaman aralığında çok sevdiği insanları bir bir kaybediyor. En büyük musibetlerin isabet ettiği bu keder yılında, insanlık tarihinde kimseye nasip olmamış en büyük nimet de O'na nasip oluyor; Rab ile görüşmek, yani Miraç. Kederlerle kemalat arasında bir ilişki olmasaydı, Miraç hüzün senesine denk gelir miydi?
Kitabın önermesi, ülkeler ekomomik, sosyal, sanatsal, sportif kısacası kültürel gelişmişliklerini toplumsal reformlardan ziyade bireysel farkındalıklarına ve dolayısıyla bireyin kendi içindeki değişim ateşine borçludur. Bir insan topraktaki siyanür gibi tonlarca metreküp alanı zehirleyebilir yine aynı insan çölde orman da yaratabilir.
Yazarımız Petrov, Finlandiya' daki kültürel değişimi kendi gözlemleriyle yansıtmış kitabında. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde Finlandiya’da olduğu gibi büyük birkültürel ilerleme yaşanmamış. Finlandiya’nın Avrupa’nın en genç ülkelerinden biri olması da ayrıca dikkat çeken bir özelliktir. Fin halkı, bir zamanlar Ural boylarından kalkmış, Volga sahillerinden geçmiş, bir süre Bulgarlar’a komşu olarak yaşamışlardır. Barışçı bir yapıya sahip olan Finler, kimsenin kendilerine saldırmayacağı kendilerinin de kimseyi tedirgin etmeyecekleri sakin bir yurt aramışlar ve bugünkü yaşadıkları yeri kendilerine yurt edinmişlerdir. O zamanlar uzak sayılan bu bölgede hiçbir ulus bulunmuyormuş .Bugünkü Fin toprakları yüzlerce yıl Rusya ile İsveç arasında doğal bir kale hizmeti görmüş. Bölgede geniş bataklıklar ve girilmesi zor ormanlar olduğundan ne Ruslar, ne de İsveçliler bu topraklardan ordularını ve ihtiyaç maddelerini geçirememişlerdir.
Böyle bir ortamda, Çar I. Alexandr’ in sağlığında Fin kültürünü yükseltmek isteyenlerin başına Snelman adında biri geçmiş. İşte aydınlığın simgesi olan meşaleyi Snelman yakmıştır.
Önceleri vaizlik yaparak ülkenin dört bir yanını dolaşarak ateşini etrafa saçan Snelman, daha sonraları toplumun tüm katmanlarını eğiticek insanlar kolonisi kurmuş. Öğretmenleri bir merkezde toplayarak iki-üç haftalık kurslar düzenlemiş. Kurslara yüzün üzerinde öğretmen katılıyormuş. Ülkenin ücra köşelerinde bütün kış hizmet ederek yorgun