Tolstoy'un romanı Anna Karenina'nın ilk cümlesi şöyledir: "Bütün mutlu aileler birbirine benzer, mutsuz ailelerinse her biri kendine özgü bir şekilde mutsuzdur"; kadınların çirkin veya güzel olmasıyla ilgili olarak da aynı şey söylenebilir bence. Genelde (bu tamamen benim kişisel düşüncemdir) güzel kadınlar "güzel" diye ortak bir paydada toplanabilir. Her biri omzunda sarı tüylü güzel bir maymun taşıyor gibidir. Her bir maymunun tüylerinin parlaklığı, rengi az çok farklı olsa da göz alıcılıklarıyla hepsi birbirine benzer gibidir.
Buna karşın çirkin kadınların her biri, kendilerine özgü kıllı bir maymunu omzunda taşır gibidir. Kılların inceliği, seyrekliği, kirli olup olmadığı her bir maymunda ince farklılıklar gösterir. Ve bu maymunların tüyleri neredeyse hiç parlamadığından, ışıltılı bir göz alıcılıkları yoktur ve gözlerimizi kamaştırmazlar.
Pop müziği derinden ve doğal bir şekilde hissettiğimiz bir dönemdi, bazı insanların yaşamlarının en mutlu dönemi olarak bahsettiği zamanlardı. Öyleydi belki de. Olmayabilir de. Pop müzik neticede sadece pop müziktir. Ve yaşamlarımız da süslenmiş tüketim ürünlerinden başka bir şey olmayabilir.
Eğer şanslıysak bazı sözcükler bizimle birlikte kalır. Gece yarısı bir tepenin üzerine tırmanırlar, bedenlerinin şekline göre kazılmış küçük deliklere girer, kendilerini gizler, zaman rüzgârının esip geçmesini beklerler. Sonra nihayet sabah olur, şiddetli rüzgâr diner, yaşamaya devam eden sözcükler kendilerini göstermeye başlar. Sesleri kısıktır, çekingendirler, genelde çok anlama gelebilen ifadelerden başkasını kullanmazlar. Ancak böyle sabırlı sözcükleri oluşturmak ya da bulup geride kalmalarını sağlamak için kişi yüreğindekileri koşulsuz bir şekilde ortaya koymalıdır.
Kuvvetli, kararlı bir babamız olsun, bize neyi yapıp neyi yapamayacağımızı söylesin isteriz. Niye? Neyi yapıp neyi yapamayacağımıza, neyin ahlaklı ve doğru, neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu ve günahkar olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir baba ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa, kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?