Nadide

Anlık bir ilham
İnsan, bazen içinde bulunduğu durum ona yanlış hissettiriyorsa, o seçimi sorgular, bu durum onun şüphe duymasına yol açar. Kalbimizin pusulasıdır şüphe. Evindeyken şüphenin yerini kendinden emin olma duygusu alır. Bazen de zaten evindesindir, sadece henüz bunun farkında değilsindir çünkü elindeki pusula bozuktur. Diğer bir olasılık ise ne pusulaya ne de kalbine inancın tamdır, bu noktada ise o olağanüstü güzellikteki, muhteşem, harika!! bilinen evrendeki vaktinin aslında hiç o kadar fazla olmadığını hatırlarsın. Asla yetmeyecek, yetişmeyecek bir ömür. Tek yapabileceğimizin "denemek" olduğunu hatırlarız. Bizi biz yapan her bir küçük amaç partikülünün peşinden, bir ömür boyunca yaşamayı denemeye. 🥂🌌
İnsan ve Duygular
Mustafa Koca isimli okura yanıt verildi
Nadide
:)) teşekkürler
Reklam
İtaat pratiğinin korku ve umudu ifade ettiğini söylemek, itaat eden öznenin -tek bir “arzu” içinde birleşmiş beden ve ruh- kendisininkine üstün bir güç tahayyül ettiği anlamına gelir. Öznenin devamlı olarak itaat etmesi için hükmeden öznenin gü­cünün ona mümkün olduğu kadar büyük görünmesi gerekir. Do­layısıyla artık sadece bir korku hissetmek ya da bu yasayı koyan bir iradeyi tasavvur etmek yetmez: Emri veren öznenin, başta kendisi üzerinde olmak üzere kadir-i mutlak biri gibi tahayyül edilmesi gerekir; öyle ki onun verdiği emirler hiçbir belirsizliğe mahal vermesin, hatta emirlerinin varyasyonları dahi tartışıl­maz nitelikte olsun. Başka bir deyişle bu özneyi bütün dış belir­lenimlerin yokluğu anlamında “özgür” olarak tahayyül etmek gerekir. Ancak insanların özgür bir güç olarak tahayyül ettik­leri şey öncelikle kendileri, sonra kendileri hakkındaki fikirle­rine göre diğer insanlar ve son olarak insan modeli üzerinde bir egemen güç olarak tasavvur edilen Tanrı'dır.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Nadide
Burada yazılana göre anladığım; insanın kendi üzerindeki kontrolü ve bir nevi dışarıdaki etkenlerden bağımsız karar alabilmesi ve varlığını özgün sürdürebilmesi onu özgür kılıyor ve yine herkesten ver her şeyden ayrı, yaratıcının sorgulanamaz varlığı onu 3.sıraya atıyor. İnsan her halükarda önce, "özgür olduğu ölçüde" kendine itaat ediyor. Ancak diğer insanların onunla ilgili düşüncelerinin hangi bağlamda bu sırada 2.de yer almasına sebep olduğunu tam olarak anlamadım. Belki yazılanda anlatılmak istenileni hiç anlamamış da olabilirim