İnsan, bazen içinde bulunduğu durum ona yanlış hissettiriyorsa, o seçimi sorgular, bu durum onun şüphe duymasına yol açar. Kalbimizin pusulasıdır şüphe. Evindeyken şüphenin yerini kendinden emin olma duygusu alır. Bazen de zaten evindesindir, sadece henüz bunun farkında değilsindir çünkü elindeki pusula bozuktur. Diğer bir olasılık ise ne pusulaya ne de kalbine inancın tamdır, bu noktada ise o olağanüstü güzellikteki, muhteşem, harika!! bilinen evrendeki vaktinin aslında hiç o kadar fazla olmadığını hatırlarsın. Asla yetmeyecek, yetişmeyecek bir ömür. Tek yapabileceğimizin "denemek" olduğunu hatırlarız. Bizi biz yapan her bir küçük amaç partikülünün peşinden, bir ömür boyunca yaşamayı denemeye. 🥂🌌
İtaat pratiğinin korku ve umudu ifade ettiğini söylemek, itaat eden öznenin -tek bir “arzu” içinde birleşmiş beden ve ruh- kendisininkine üstün bir güç tahayyül ettiği anlamına gelir.
Öznenin devamlı olarak itaat etmesi için hükmeden öznenin gücünün ona mümkün olduğu kadar büyük görünmesi gerekir. Dolayısıyla artık sadece bir korku hissetmek ya da bu yasayı koyan bir iradeyi tasavvur etmek yetmez: Emri veren öznenin, başta kendisi üzerinde olmak üzere kadir-i mutlak biri gibi tahayyül edilmesi gerekir; öyle ki onun verdiği emirler hiçbir belirsizliğe mahal vermesin, hatta emirlerinin varyasyonları dahi tartışılmaz nitelikte olsun. Başka bir deyişle bu özneyi bütün dış belirlenimlerin yokluğu anlamında “özgür” olarak tahayyül etmek gerekir. Ancak insanların özgür bir güç olarak tahayyül ettikleri şey öncelikle kendileri, sonra kendileri hakkındaki fikirlerine göre diğer insanlar ve son olarak insan modeli üzerinde bir egemen güç olarak tasavvur edilen Tanrı'dır.