Nilly

9/10
·215 syf.·
2018 19. kitabı
Yıl 1994... Nisan... Ablam 2 yaşında. Babam Erciş'te usta birliğinde. Ablamın da dillendiği zamanlar artık. Aile büyüklerimiz, konuşturmaktan büyük zevk alıyorlar. Telefon yok. Babamın sesini duyamıyor yani ablam, fotoğraflarını gösteriyorlar, sürekli ondan bahsediyor annem, unutturmuyor. "Taaa Van'da baban!" diye öğretiyor ablama. Bir gün akşam oturmuş evde herkes,anneannemler de var, çaylar içilirken evin içinde koşturuyor ablam. Annem peşinde koşmaktan illallah demiş, alıyor oturtuyor yere. "Nerde kızım baban?" diyor. Ablam elini kaldırıyor işaret parmağı havada, "Taavanda!" diyor gösterdiği yere bakarak. Gözünden yaş geliyor herkesin gülerken. Dünyanın öbür ucunda, çektikleri acılar yüzünden göz pınarları kurumuş insanlardan haberleri yok. 800.000 kişinin katledildiği o kısa sürede ailemin küçük eğlencesi oluyor ablamın "tavan" hikayesi... Ruanda... Erzurum büyüklüğünde bir Doğu Afrika ülkesi. Batısında Demokratik Kongo Cumhuriyeti, kuzeyinde Uganda, doğusunda Tanzanya, güneyinde Burundi. Kahve ve çay ihracatında önemli bir yere sahip olan Ruanda, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Belçika'nın sömürgesi haline geldi. Belçika, ülkeyi Tutsi ve Hutu ırkı olarak ikiye böldü ve ülke nüfusunun %10'unu oluşturan Tutsileri fiziki özelliklerinden ötürü üstün ırk ilan etti. Hutu halkı ikinci sınıf muameleye tabi tutuldu, eğitim, sağlık, iş imkanları kısıtlandı. Tutsiler yönetenler, Hutular yönetilenler oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrası değişen dengeler, Belçika'nın bölgedeki hâkimiyetini kısıtladı, Fransa da Belçika'yla birlikte Ruanda üstünde sömürge kurmaya başladı.Azalan Belçika hakimiyeti Hutular için varlıklarını gösterme fırsatı yarattı. 1960'lardan itibaren Hutu zulmü başladı, birçok Tutsi öldü ya da göçtü. 70'li yıllarda darbeyle ülkenin başına geçen Hutu
Siyaset
Ölüm Beni İstemiyorYolande Mukagasana · Varlık Yayınları · 199850 okunma
Reklam
9/10
·112 syf.·
2016 10. kitabı
Kitabı okuduktan sonra Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum. Çünkü psikolojik tahlil dediğimiz şey bundan daha iyi yapılabilir mi bilmiyorum. Çünkü hemen hemen her cümle için “bu cümle böyle de söylenebiliyor muymuş vay be!” dedirten bir kitap okudum. Çünkü şimdiye kadar en çok alıntı yaptığım kitap bu kitaptı sanırım hatta bir ara tüm kitabı siteye kopyalamaktan korktum. Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum çünkü siyasi görüşü nedeniyle geri planda bırakılmış, gereken değer verilmemiş bir usta yazar olduğunu gördüm. Keşke sanatçıyı kişiden bağımsız kılarak sadece sanat yönünden değerlendirsek. Ama yapamayız. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, genç yaşta yakalandığı ve tüm hayatını etkilediği hastalığı olan bir gencin çektiği acıları ve yalnızlığını, yaşadığı aşk acısı ile harmanlayarak psikolojik tahlil ve enfes betimlemelerle ele almış olduğu bir yapıttır, diyebilirim. Hastane sahnelerdeki betimlemeler ve genç hastanın psikolojisinin aktarımı o kadar olağanüstü ki hastanenin kokusunu duyarak çektiği acıyı ta içinizde hissediyorsunuz. Peyami Safa bu eseri eski kadim dostu Nazım Hikmet Ran'a ithaf etmiş. Ve kitabın arkasında da bulunan Nazım Hikmet'in kitap ile ilgili düşünceleri şöyledir; "Ben Peyami'nin bu son romanını üç defa okudum, otuz defa daha okuyabilirim ve okuyacağım. Bu kitabın karşısında ben, yıldızlı göklerin sonsuzluğuna bakanve k layetenahi (sonsuz) alemde yeni pırıltılar, o zamana kadar hiçbir gözün görmediği acayip, fakat hakiki alemler keşfeden müneccimin hayranlığını duymaktayım. Eğer ıstırabı, azabı ve nefleyi coşkun bir ciddiyetle duyan öz ve halis halk kitleleri okuma yazma bilselerdi, bu romanın on bin, yüz bin, hatta bir milyon satması işten bile değildir." Görüşlerini ve siyasi olaylar ve durumlara tutumunu hiçbir bağlamda kendimle
Sağlık
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121bin okunma
"Hiçbir şeyden çekmedik, namuslu gibi görünen namussuzlardan çektiğimiz kadar." Aziz Nesin