Birbirini seven iki insanın düşebileceği en kötü duruma düştüklerinin farkındaydı, sevgi asla kaybolmayacak bir biçimde canlıydı ama aralarındaki ilişki çürüyüp eski bir köprü gibi yıkılmıştı. Bir nehrin iki kıyısında kalmışlardı. Birbirlerini görüyorlar, rüzgârın kelimelerin çoğunu uğultusuyla boğduğunu bile bile birbirlerine sesleniyorlar ama birbirlerine ulaşamıyorlardı.
Bütün hissettiklerine rağmen o köprünün bir daha kurulamayacağına inanıyordu, bunu denemeye bile gücü kalmamıştı, o kavgalar, kıskançlıklar, dinmeyen kuşkular, iyileşmesi imkânsız biçimde ilişkilerini de ruhlarını da hastalandırmıştı. Arabanın içinde yaşadığı o korkunç özlem krizini, arabayı nasıl kenara çektiğini, özlemenin şiddetinden nasıl soluğunun kesildiğini Yelda'ya hiçbir zaman anlatmadı, Yelda o kadar özlendiğini hiç bilmedi...
"Ve beni hiç ayiplamayacaklar,oyle mi?"
"Gerçekliğin yarattığı bir sonucu ayiplamaya kimin hakkı olabilir ki? Bu olayda sizin kişiliğiniz gerçeklik,davranışınız ise bu Gerçekliğin sonucudur,yani eşyanın doğası dedigimiz şey....Siz böylesi bir neden sonuç ilişkisinden dolayı hesap vermek zorunda tutulamazsiniz,bunu ayıplamaksa dangalakliktan başka bir şey değildir "
Zweig'dan " kadınlar böyle olursa yaşamları kalmaz,kala kala bir enkaz kalır geride" dediği kadınlara dair okunacak öyküler. Hüzünlü mü? Elbette.ancak bir o kadar da lezzetli. Bir o kadar Zweig..
" Yaşadım " diyebilmek, delice bir tutkunun damarlarında dolaştığını hissedebilmek için bütün bir yaşamlarını ateşe veren dört kadının tutkulu hikayesi. Yaşamın o tutkulu özüyle dolu tek bir an için her şeyi göze alan kadınlar....
Aşık olmayı özleyeceksiniz kitabı okurken
Zweig bu kimseye benzemez