“Hem onun en yakın dostuydular. Bir şeylere canı sıkıldığı, çok üzüldüğü ve kimseye görünmeden ağlamak istediği zaman, gelir onların arasına gizlenirdi. Şıralıcınlar çam gibi kokar ve insan kendisini bir çam ormanında sanırdı. Orası sessizdi, sıcaktı ve en önemli dallarıyla gökyüzünü örtmezlerdi. Sürüştü uzanıp yatar, göğü seyrederdi onların arasında. Önce, gözünü perdeleyen gözyaşlarından pek bir şey göremezdi. Sonra gözyaşları diner ve bulutları seyre dalardı. Neyi görmek istese gösterirdi bulutlar. Onun mutsuz olduğunu, ah etseler, vah deseler de, kimsenin bulamayacağı bir yerlere kaçıp gitmek, uçup gitmek istediğini bilirlerdi.”
“Şıralçınlar göğü örtmezler onların arasında insan huzura kavuşur çam kokuları içini ısıtır. Onlar böyle bitkilerdir işte..”
“Aslına bakarsan hala anlayamadığım şey insanın tehlikesini bilerek bir suçu işledikten sonra itirafetme cesaretini bulamayışıdır. İtirafı engelleyen bu basit korkuyu her türlü suçtan daha zavallıca buluyorum.”
“Sence…sence…insanları engelleyen şey her zaman korku mudur? Acaba…acaba…utanç olamaz mı…herkesin önünde kendini ortaya koymanın…örtüsüz kalmanın utancı…olamaz mı?”