Ama ne yapayım, elimde değil; akrabalarımdan nefret ediyorum. Belki de bizimle aynı kusurlara sahip olan insanlara tahammül edemememizdendir. Halkın, üst sınıfların ahlaksızlığı saydığı şeye karşı duyduğu öfkeyi anlayabiliyorum. Halk istiyor ki ayyaşlık, aptallık, ahlaksızlık onlara has olsun; bizlerden biri kendini rezil ettiğinde onlara ait alanda kaçak avlanmış gibi bir duyguya kapılıyorlar.
Özellikle katı ve baskıcı bir ortamda yetişmiş insanlar için zaman, içinde bulunulan anın değerlendirileceği bir varoluş boyutu olmaktan farklı bir biçimde, tüketilmesi ve bitirilmesi gereken bir nesne gibi kullanılır. Örneğin böyle bir insan arabasıyla bir yere gitmek için yola çıktığında, onun için önemli olan şey bir an önce gidilecek yere ulaşmaktır; arada geçen zaman ise sindirilerek yaşanmaz. Dolayısıyla yaşamın tümü de yerine getirilmesi gereken bir görevler dizisi olarak tüketilir. Gün, akşamı etmek için; okul, bitirmek için; cinsel ilişki orgazma ulaşmak içindir. Böyle bir insan seferberlik durumundadır; kendisine sürekli görev üretir ve bir türlü gevşeyemez. Kendisinden kaynaklanan bir tehdidin sürekli baskısı altında olduğundan, gevşediği anda boşluğa düşer ya da suçlanır, dolayısıyla kendi benliğini algılamaya da fırsat bulamaz.
İnsanlar vardır, yemeği tadına varamadan hızla tüketir ya da asansörün gelmesi için birkaç dakika bekleyeceği yerde derhal merdivenlere yönelir, hem de "ışınlanmışçasına çıkarak Nereye yetişmeye çalıştıkları sorusunun cevabı "yaşamın amacı ölümdür" ilkesinde bulunabilir.