Uzun bir süre boş boş ekrana baktıktan sonra üç sözcük yazdı: ‘Sana ihtiyacım var.’ Mouse'unu "Gönder" komutunun üzerine götürdü. Tam bunun bir
zırvalık olduğuna karar verip mesajinı çöpe atmaya karar verdiği esnada korkunç bir zil sesiyle mouse'a bastı ve mektubu gönderdi. "Tanrım, ne yaptım ben!"
Olcayto Fişek böyle bir kadının kendisine aşık olmasına hiçbir zaman akıl sır erdirememişti. Bir keresinde yolda sessizce yan yana yürürlerken kadın birdenbire uzanıp kulağına onu sevdiğini fısıldamasa ve onun inanmadığı bir şeyi asla söylemeyeceğini adı gibi bilmese bunu aklından bile geçirmezdi.
Ve en sinir bozucusu da,"Bana normalin tanımını yapabilir misiniz?" sorusuydu elbette. Daha da ileri gidip kendisini sizofren ilan eden sanatçı bozuntuları bile vardı. Tüm ruh hastaları Dostoyevski, Lincoln, Van Gogh ya da Mayakovski ve tüm ruh hekimleri de bu kokuşmuş toplum düzenini korumak için onları kilit altında tutmaya çalışan gaddar gardiyanlardı. Acaba bunları iddia edenlerden kaçı durmadan bokunu yiyerek kendini zehirleyen bir hebefrenikle ya da bir hafta boyunca parmağını bile kıpırdatamayacak şekilde kasılıp kalmış, acılar içinde kıvranan bir katatonikle ya da yukardan aldığı gizli bir görev nedeniyle kırmızı giyen herkesin gırtlağını kesen bir paranoid sizofrenle tanışmıştı? Hiç bilmedikleri konular ve anlamadıkları insanlar üzerine atıp tutanlar asıl bu aptallardı.
"Ben ilişkilerime karşımdakine tam bir güven duyarak baslamayı tercih ederim. Karşımdaki güvenilmez biri oldugunu gösterene kadar da böyle devam ederim. Her seferinde hayal kırıklığına uğramışsam da ahlâken bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum."
Zeki Müren’in Zeki Müren rolünde olduğu filmlerde canlandırdığı karakterlerin Zeki Müren’le ilgisi ne kadarsa, bu kitapta sözü edilen kişi ve olayların gerçekle ilgisi o kadardır.