"Hayır, şaka yapmıyorum, eski dostum," dedi Hasan neşeyle.
"Sadece kinaye yapıyorum. Ama insanlara gözlerine bile inanamayacakları bir sürpriz hazırlıyorum. Bunu bil yeter. Dünyaya, iman
gücünün nelere kadir olduğunu göstereceğim."
"Selçuklular kimdir?"
"Yecüc ve Mecüc ülkesinden Iran'a hükmetmeye gelen Türklerdir."
"Nasıl varlıklardır?"
"Yarı insan yarı şeytandırlar."
"Nasıl?"
"Kötü ruhlar insan ırkından kadılarla çiftleştiler. Doğan çocuklardan ise Selçuklular türedi."
"Selçuklular neden Müslüman oldular?"
"Gerçek amaçlarını gizlemek için."
"Gerçek amaçları nedir?"
"Islam'ı yok edip dünya üzerinde şeytanların hâkimiyetini tesis etmek."
"Bunu nereden anlıyoruz?"
"Çünkü Bağdat'taki sahte halifeyi destekliyorlar."
"Ismaililerin Iran'daki en azılı düşmanı kimdir?"
"Sultanın başveziri Nizam ül-Mülk."
"Neden bu yegâne doğru öğretiye bu derece düşmanlık gösteriyor?"
"Çünkü o bir dönek."
"En ağır suçu nedir?"
"En ağır suçu Efendimizin başına on bin altın mükafat koymuş olması."
"Tatlı, sevimli ceylan, izin ver de o güzel sesini duyaym. Sakın korkma benden. Narin, çevik bacaklı tatlı şey... Bak, ben Adi kadar çok sey bilmediğim için ancak bu kadarını söyleyebilirim. Hadi gel, genç ve güzel Halime’ye; tatlı, küçük ceylanları seven
Halime'ye gel..."
“Okuduğumuz on beşinci surenin kırk beşle kırk sekizinci ayetleri şöyle der;* 'Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır.
Onlara, 'Girin oraya esenlikle ve güven içinde’ denilir. Biz onların kalplerindeki kini söküp attik. Artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir. Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz,
onlar oradan çıkarılacak da degillerdir.”