Hokka ile kalemi ve yazmakta olan şeyleri tanıklığa çağırıyorum. Yanıltıcı akşam karanlığını, geceyi ve gecenin canlandırdığı her şeyi tanıklığa çağırıyorum. Ayın on dördü ile şafak vaktini tanıklığa çağırıyorum. Kıyamet gününü ve kendi kendini kınayan ruhu tanıklığa çağırıyorum. Her insanın daima zararda olduğuna dair, her şeyin başlangıcı ve sonu olan zamanı tanıklığa çağırıyorum
Hakikat nedir ? Bu kitap bu soruyu kendimize uzun uzadıya soracağımız bir kapıyı aralıyor. Derviş Nuri üstelik bunu insanın en savunmasız belki de en tabusu olduğu yerden sorgulamaya başlıyor. Allah'ı ve bu dünya denkleminde Derviş Nuri ve ailesine düşen payı onunla birlikte okuyucuda kendi hayatı üzerinden ele alıyor. “ Benim bir yüreğim var, o da acıyla dolu şimdi. Duam, cezam, hayatım, ölümüm, hep dünyayı yaratan Allah’a; acımsa bana aittir.” Ne için buradayız bu dünyanın bir derdi mi var yoksa bütün mesele bizim içimizdeki dünyada mı olup bitiveriyor. Dış dünyamızda kadere teslim olalım iyi ya iç dünyamız kalbimizin sahipleri işte onları tüm özgürlüğümüzle biz yerleştiriyoruz ya oraya bunun sevincini de kederini de nasıl bizden başkasına yükleyebiliriz ki ? “Herkesin geziye çıkmasını, hatta gereğinden çok aynı yerde kalmamasını sağlamak gerekir. İnsan ağaç değildir. İnsanın mutsuzluğu bağlılıktır. Bağlılık insanın cesaretini yok eder, kendine güvenini azaltır. Bir yere bağlanmakla insan, uygun olmayanlar dahil, bütün şartları kabullenmiş ve kendisini bekleyen belirsizlikle kendi kendini korkutmuş olur. Değişiklik ona, terk etmek, elde ettiklerini yitirmek gibi görünür. İşgal ettiği yere gelip başkasının yerleşeceğini, kendisinin de her şeye yeniden başlamak zorunda kalacağını sanır. Gerçek yaşlılığın başlangıcı , yerleşmektir. Korkmadığı sürece, gençtir insan. Aynı yerde kaldıkça ya