Aurelius, başımıza gelenlerin doğal oluşu üzerinde durmakla kalmaz ve suçu bu kez suçludan, suça maruz olana kaydırmaya başlayarak şunları söyler: “Cahil birinin cahillik etmesinde şaşılacak ne var? O cahil insandan, seni üzen yanlış davranışı beklemediğin için suç sendedir. Çünkü onun bu kötülüğü işleyebileceğini anlaman için yeterince araçla donatmıştır seni aklın ve gözlemlerin. Ama bunu unutmuşsundur, bunun için kendine değil de onun bu davranışına şaşıyorsundur. Birini sadakatsizlik ya da vefasızlıkla suçladığında, dikkatini kendine çevir, çünkü suçun sende olduğu açıktır: O karakterde birinin sözünü tutacağına güvendiğin için… Ya da ona iyilik yaparken bunu karşılık beklemeksizin yapmadığın için… Ve ödülü, salt o eylemi yapmakla aldığına inanarak iyilik yapmadığın için… Suçlusundur.”
“O halde gönül evini Hakk’ın rızasına muhalif olan düşüncelerden korumak gerekir. Zira kulun kalbi Hakk’ın hazinesi ve kütüphanesidir. İnsan da bu hazinenin hazinedarıdır. Bayağı düşünceler yani Hakk’ı tefekkür etmenin dışındaki fikirler yankesici ve haramidir. Bunların gönüle girmesine yol vermemek gerekir.”
“Hakk’ın çerağı gönülde yandığında
Yankesicinin ayağı oradan kesilir .”