Kendine her türlü özgürlüğü, refahı ve zenginliği talep ederken halka en ağır, bazen de zalimce haksızlıklarla dayanması gerektiğini söyleyen üst tabakalara kızıyordu.
Diğer yandan, bu duruma katlanan halka da kızıyordu. Zihinlerinin uyuşukluğuna, cahilliğine, ayyaşlığa, adaletsizliğe, maddi ve manevi sefalete alışılmış olunmasına itiraz ediyordu.
Neticede dünyada yaşayan halkların çoğu hâlâ vahşilşktan kurtulamamıştır, yalnız bu vahşilik şekil değiştirmiştir. Diğer halkları ve imparatorlukları fethedenlerden neden büyük bir saygıyla söz edildiğini anlamıyorum. Bütün bu Büyük İskender'ler Scipio'lar, Charlemagne'ler napolèon'lar ve onlar gibi binlercesi geçmişte ne yapmışlar, şimdi ne yapıyorlar? Başkasının topraklarını işgal edip yağmalamışlar fakat o toprakları işlememişlerdir. Bu işgaller sonucunda büyük devletler kurulmuş ama çok sayıda insan da zorluklardan ve açlıktan ölmüş; milyonlar cahil kalmıştır.
İnsan hala küçük bir çocuk gibidir. İnsanlar çocuklar gibi aralarındaki anlaşmazlıkları kavga ederek çözmeye kalkıyor. Tanrı inancı ve hayır işlemek gibi istek ve düşüncelerini bile şiddet yoluyla savunmaya yelteniyor, çocuklar gibi davranıp sabırsız ve inatçı bir tavır sergiliyorlar. Tanrı'yı sopalar, kazıklar, cezalar ve ateşle savunmak istiyorlar. Bilgiyi ve felsefeyi oyun ve eğlence haline getiriyorlar...
Yüksek okul diploması olan insanlar için de aynı şey geçerlidir. Onlar aydın değil aydın taklidini yapan insanlardır. Öğrencilerinize yüksek okulların diploma basan imalathaneler değil canlı mumlar üreten fabrikalar, ülkenin zihinsel ve manevi aydınlanmasının merkez istasyonu olduklarını söyleyin.