Fakat burada bile çoğu zaman olduğu üzere öte dünyadaki ödül veya ceza ile irtibatlandırmak için bireysel bilincin sürekli varoluşunu isteseydik o zaman aslında gaye bencillikle erdemin bağdaştırılmasından ibaret olurdu. Fakat bu ikisi asla birbiriyle bağdaşmayacaktır , onlar kökten birbirine karşıttır. Buna mukabil soylu eylemlerin görünüşünün akla getirdiği dolaysız kanaat sarsılmayacak temel üzerine oturur: İnsana hasmının canını bağışlamasını buyuran sevgi ruhu asla zeval bulmayacak ve hiç olmayacaktır.
Birey için ölümsüzlüğü istemek aslında bir hatanın ilelebet sürüp gitmesini istemekle aynı şeydir çünkü aslında her bireysellik gerçekte özel bir hatadan, yanlış bir adımdan başka bir şey değildir. O hiç olmasa daha iyi olurdu diyeceğimiz bir şey , esasen bizi ondan geri getirmeyi hayatın gerçek amacı olarak göreceğimiz bir şeydir. Bunun teyidini de çoklarının hatta
hemen herkesin , hangi dünyaya yerleştirilmiş olursa olsunlar, yapılarının harcının mutluluk olamayacak şekilde karılmış olmasında buluruz. Böyle bir dünya ihtiyaç ve meşakkati dışarıda bıraktığı kadarıyla can sıkıntısının kurbanı olur, bunun da önü alınması halinde bu defa acı, ıstırap ve sefaletin batağına saplanırdı. Dolayısıyla insan için mesut bir hal yahut durum aranıyorsa eğer insanın "daha iyi bir dünya " ya taşınması buna hiçbir surette yetmeyecektir...
..." ben" sözcüğünde gerçekten büyük bir müphemlik veya çift anlamlılık barınır. Bu sözcüğe yüklenen anlama bağlı olarak " Ölüm benim nihai sonumdur." ya da " Ben ne kadar dünyanın sınırsız derecede küçük bir parçasıysam bu şahsi fenomenal görünüşüm de benim hakiki iç varlığımın o derece küçük bir parçasıdır. " diyebilirim.