Ben bir kağıdım. Kırılgan ve ince. Güneşe tutulurum ve o içimde parlar. Üzerime yazılır ve bir daha kullanılamam. Bir tarihtir tüm bu çizikler. Bir hikaye. Başkalarının okuması için bir şeyler söyler ama okuyanlar yalnızca sözcükleri görür, neyin üzerine yazıldıklarını değil. Ben bir kağıdım ve benim gibi pek çokları olsa da hiçbiri benzemez bana. Kat yerlerim var benim. Oyuklarım var. Islatırsan eririm. Ateşe verirsen yanarım. Sert ellere verirsen buruşurum. Parçalanırım. Ben bir kağıdım. Kırılgan ve ince.
Aşırı uçlar, ardında yaşamın sona erdiği sınırlar demektir ve sanatta da politika da, aşırılığa duyulan tutku, ölüme duyulan örtük bir özlemdir aslında.
Çünkü benim için hiç önemi yok, inanmış inanmamış başkaları. Lakin tek korkum: Yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan. Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamakıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem bunun tek nedeni kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir.
Sadık Hidayet, Kör Baykuş