Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir.
Kader, insandan vazgeçmiyor. Anbean yeniden ve yeniden
yazılıyor. Öyle anlar geliyor ki yapmam dediğin şeyi yapıyorsun,
katlanamam dediğin şeye katlanıyorsun, sevemem dediğini sevi-
yorsun, gidemem sanırken bir anda çekip gidebiliyorsun, öldüm
diyorsun ama yine de yaşıyorsun.
Her sınavda ve her yolculukta aslında en çok kendine yaklaşı-
yorsun. Karşılaşmalar, kaderin mürekkebine dönüşüyor. Bu yüz-
den her karşılaşma aslında bir sınavın hikâyesini örmek için ilmek
ilmek çoğalıyor. Olmadık yerlerde, en olmadık zamanlarda biri-
leri geliyor hayatına, birileri gidiyor hayatından. “Bütün bunla-
rın anlamı ne?” diye düşünürken, kendini kusursuz bir öykünün
içinde buluveriyorsun. Bir de bakıyorsun ki kendi öykünün içinde
yolcu olmuşsun. Gittiğin her yer sana çıkıyor, sevdiğin herkes
senden bir parça... Yani başkalarında bile aslında kendinden bir
parçaya çekiliyorsun.
"Ne kadar uzarsa uzasın yollar,
Gurbetle Sıla'nın arası saydım...
Bütün engelleri sildim gözümde.
Dağı, terazinin darası saydım...
İnsan oğlu ne tam mutlu ne tam şen...
Hiç olmasın benden yana endişen.
Her akşam bağrıma yeniden düşen
Ateşi, gecenin çırası saydım...... "
"Sevgin yok, gönlün yok, aşkın yok ise;
Bir avuç topraktır ondan sonrası.....
Bahardan habersiz geçtiyse ömrün,
ekimde yapraktır ondan sonrası..
Ay parçası olsan da, ay değilsen,
Surla çevrilsen de, saray değilsen,
dostum tercihine aday değilsen,
Boşa ağlamaktır ondan sonrası... "