Kitap tanrısal bakış açısıyla yazılmış özgün ama karmaşık olduğu için insanın bir noktadan sonra kafasını karıştırıyor
Marquez bilerek bozuyor kronolojiyi; yoksa kasabanın suç ortaklığı bu kadar net görünmezdi.
Film şeridi gibi anlatayım
Kasabada bir düğün oluyor. Angela Vicario evleniyor. Ama düğün gecesi damat fark ediyor ki Angela bakire değil. Namus alarmı. Alarm ötünce mantık uykuya geçiyor. Damat Angela’yı ailesine geri getiriyor. Annesi angela'yı dövüyor kardeşleri acıyor ikizler Angela’yı sıkıştırıyor: “Kim yaptı?”diye (bana kalırsa Angela Santiago Nasara suç atıyor kaşşar)
Angela’nın doğruyu söyleyip söylemediği şüpheli. Ama kasaba için bu detay lüks.
Angela’nın ikiz kardeşleri var: Pedro ve Pablo Vicario. “Namus temizlenecek”kafasına bürünüyorlar İkizler Santiago’yu öldürmeye karar veriyor ama gizli saklı değil. Herkese söylüyorlar. Kasabada duymayan kalmıyor.
Bence roman burada başlıyor:
Kasabadaki herkes, nasarın öldürüleceğini biliyor. Ama kimse “dur” demiyor.
Kimi “nasıl olsa biri engeller” diyor.
Kimi “sarhoş bunlar, yapmazlar” diyor.
Kimi “ben karışmayayım” diyor.
Kimi de “namus meselesi” deyip susuyor.
(Ben olsaydım isminden dolayı susardım nasır der gibi o nasıl isim öyle)şaka bı yana
Santiago ise hiçbir şeyden habersiz. Sabah evden çıkıyor, dolaşıyor, insanlarla konuşuyor. Defalarca uyarılma ihtimali oluyor ama ya mesaj ona ulaşmıyor ya da geç kalınıyor. Trajik komedi gibi ama güldürmüyor ya adamın evinin altından not atıyorlar adam görmüyor,aşçısı kinlenmiş söylemiyor olay anında annesi oğlu odada zannedip oğlunu korumak için kapıyı kitliyor oğlan dışarıda (Bu nasıl bir sorumsuzluk)
Sonunda ikizler Santiago’yu kasabanın ortasında, herkesin gözü önünde öldürüyor.
İkizler hafif cezalar alıyor.
Angela yıllar sonra “ben onu sevdim” diyerek nasara