Yıldızsız bir geceydi
Bir dağ çiçeği gibi şimdiden hasretteydim
Sürgündüm çok uzaklardaydım,
Ve gözlerindi sürgün sebebim..
Çok çabuk çekildin hayatımdan
Kaderle el eleydin,
Bende kederle sarhoş…
Yarım kalmıştı hikayemiz
Göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden
Belki de hayatımdan
Duymadın haykırışımı, acılarımı,
Benimsin sanmıştım uçtun avuçlarımdan
Tutamadım, gitme de diyemedim
Olamadın bir yıldızın kayışı kadar hayatımda
Zaman çok kısaydı bizim için
Yetmedi gözlerimizden yaşı silecek kadar
Ne de elveda diyebilecek kadar…
Abdülhak Hamit Tarhan
Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak.
Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda aksimizden eser yok.
Cahit Sıtkı Tarancı
(Varlık, 1 kasım 1936)
Belki ben sana sevmeyi öğretemem
Ama sende bana unutmayı öğretemezsin
Bu mevsim ki, yollarda zakkumların açtığı
Çok yakınlarda sabahlardan bir sabah
Seni gerçekten, insanca kucaklasam sımsıkı
Ve yüreğimi avuçlarına koysam ne dersin?
Belki ben sana kavuşmayı öğretemem.
Ama sen de bana, ayrılığı öğretemezsin.
Nazım Hikmet Ran
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yanı ağır bastığından.
Nazım Hikmet Ran