“…Dinle bocegim, uzun bir seyahate çıkacağım, hareketimden evvel bazı seyleri soylemek arzusundayım. Yoklugum fazla uzayabilir, zaman zaman, dediklerimi dinleyerek saptarsın ki: hayatta kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimsenin yerini tutamaz; aşk dedigimiz, ya vahim bir yanlış anlaşılmadır, ya kötü bir hayal kurma tarzı; iki kişinin ikisi de, öbürünün yerine hayal kurmaya kalkıştığından, süku-tu hayaller eksik olmaz! sen dediğime kulak ver, kendimizden başkasını sevemiyoruz; sevdiğimiz, şahsiyetimizin dışlaştırılmış, bir başkasının üzerinde somutlaştırılmış hayali; o başkası da kendisini üçüncü bir şahıs üzerinde dışlaştırır, somutlaştırır: Arada ahenk kurulamaz,nasıl kurulsun, sevdiğimizle sandığımız farklı muvaffak bir çift, yalnızlığa tahammülü yüksek iki insan mânasını taşır: Çift demek, yan yana iki yalnızlık demek, beraber bile olamamış, kesişmesi bile zor! onun icin boyle bir hayatı, icine girip kurbanı olmadan yaşayacaksın, yani uzaktan. uzaktan, soyut, hemen hemen yok bir şahsi sevmekten güzelini tasavvur edemiyorum. yakında olmayan sevgili tahayyülde yaşatılır, hayalde yaşatmak az evvel açıkladığım kaideye uygun olarak, onu kendine benzetmektir; yanında bulunmayacağından, o buna ne itiraz edebilir, ne müdehale: Sevdiğini, hayalinde değiştirdikçe, kendine benzettikçe daha çok seversin, böylece denge korunmuş olur. sevmek! sevmek esasında alıp başını gitmektir, sevgiliden uzaklaşan mutlak aşka yaklaşır,sevdiğini gönlünde kendi bildiğince yeniden yaratarak...”