ALBERT CAMUS’ NUN DÜŞÜŞ’Ü VE İNTİHAR ÜZERİNE
Derin anlam genişliği içinde birçok yazarın eserlerinde kendine yer edinen intihar, insanın irade gösterdiği eylem alanlarından sadece biridir. Psikolog Stengel, "İnsanoğlu, evrimin bir aşamasında sadece hemcinslerini ve hayvanları değil, kendisini de öldürebileceğini keşfetmiş olmalıdır." diyerek tarih içerisinde hiçbir dönemin intiharsız geçmediğine işaret etmiştir. Bu tarih boyunca ölüm, nihai bir yok oluş, sonsuz mutluluğa açılan kapı, bir ceza, zaaflardan ve acılardan kurtuluş ve onların üzerindeki zafer, sevgiliyle yeniden kavuşma ve sonsuz huzur gibi birçok şekilde algılanmıştır. Böylece, intihar da bütün bu anlamları hatta daha fazlasını içermiştir.
Bir insanın ölmesi için her zaman nedenleri varken onun yaşamasını haklı çıkarmak olanaksız mıdır?
Camus’nun felsefi görüşünden bakıldığında insan kendini duygu ve davranışlarıyla dünyada konumlandırmaya çalışır. Bu konumlandırma içinde ‘’Yaşamın anlamı nedir?’’ sorusu çok fazla gündeme gelir. Camus’ ya göre yaşam bizi aşan bir durumdur ve onu anlamak mümkün değildir. Özne olarak fark edilmesi gereken ilk gerçeklik yaşamın bizzat kendisidir ve yaşamakta olduğundur. Üstelik bu oluşun herhangi bir alternatifi de yoktur. Bu alternatifsiz ve kendiliğinden olan durumu iki temel görüşünden biri olan Absürt kavramıyla karşılar Camus. Asıl dikkat edilmesi gereken burada tek başına ne özne olan birey ne de tek başına nesne olan dünya absürt değildir .Absürt bir varlığı değil bir ilişkiyi temsil eder. Bu ilişkiye göre insanın dünyaya dair beklentileri ve dünyadaki oluşturmak istediği düzen ile dünyanın susuşu ve karşısındaki bilinçten haberdar olmayışı dünyayı ve hayatı anlamsızlaştırmaktadır.
''Gerçekten de cennet bu değil miydi ? Aziz bayım: