Birkaç yıl kitaplığımda süründü, okudum, yarım bıraktım, bir daha başladım ve nihayetinde bitirdim. Daha önce bir ödevim vasıtasıyla kitabın özetini okumuştum. Klasiklerde karşımıza çıkan o "iyi" karakterlerin genelde merhametli, bağışlayıcı olması beklenirken bu kitapta karşılaştığımız "iyi" karakterin intikam hırsıyla geri dönmesi beni çok etkilemişti. Bu yüzden merak ettiğim bir kitaptı.
Birkaç dakika önce son satırlarını okudum ve şu anda ne düşünmem gerektiğini bilemiyorum. Sürükleyici, dehşet verici ve elbette uzunluğundan dolayı okuması gerçekten zahmetli olan bir maceraydı. Hatta okuduğum en uzun kitap olduğunu söyleyebilirim. Okumak için gerçekten emek harcadığımdan dolayı bende yeri ayrı olacağını düşünmüştüm fakat son sayfalar hevesimi kursağımda bıraktı. Hayal ettiğim o trajik sona kavuşamadım.
Edmond Dantès, Denizci Sinbad, Lord Wilmore, Başrahip Busoni, Monte Cristo Kontu. Hepsi tek bir kişilik. 19 yaşında onurlu, cesur, yakışıklı bir delikanlı olanlı olan Dantès, bir insanın sahip olabileceği en güzel dakikaları yaşarken, şans yüzüne gülmüşken hayat bu mutluluğun ona fazla geldiğini düşünür. Edmond'un mutsuzluğu işine yarayacak olan birkaç dostunun ortak çıkarlarıyla hayatın en dip noktasına, hayal kırıklığına çekilir. Sefalet içerisinde geçen 14 yıldan sonra hayat bir kez daha yüzüne gülmeye karar verir ve zenginleşmiş, olgunlaşmış olarak hapisten çıkar. Eskiden masum bir fikri olan, kimseye kötülüğü dokunmadığı hâlde herhangi birinin onu bu hâle sokmak isteyebilmesine anlam veremeyen bir gençken hayatın acı gerçeklerini kavramaya başlar. İnsanları kötülükten ibaret görür, intikam almak ister. Bu yolda yürürken bazen iyilikle de yüreği yumuşar tabii. Uzun bir planlama sürecinden sonra Doğu'dan gelen gizemli bir kont kılığında Paris sosyetesinin