Yaşadığımız hız çağında böyle bir kitabı yazmak nasıl da zor olmuştur. İnsanların artık hiç bir şekilde yavaşlamaya tahammülü yoktur. Hep bir yerlere yetişme hep bir şeyin anında olması isteği üzerindeyiz. Yavaşlamaya o kadar ihtiyacımız var ki yavaşlayıp etrafımızdaki güzellikleri ve nimetleri tefekkür edebilmeliyiz. Bu hız niye? Yetişmeye çalıştığımız şey nedir peki ? Neyden bu kadar hızlı kaçıyoruz? Halbuki ne kadar hızlansak da varacağımız yer değişmeyecektir. Bu yüzden yavaşlayıp sakin sakin dinlene dinlene yol almak insan için daha güzeldir. Hızlanarak kaçırdığımız inceliği yavaşlayarak elde edebileceğiz. Bu kitap bana hayatımdaki hızlılıkların ne kadar gereksiz ve yersiz olduğunu gösterdi. Bu kitabı okuyana kadar yavaşlamanın bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum. Kitap da şöyle bir cümle geçiyor, "Hayat hep kendimize doğru bir yolculuktur." kendimize olan o yolculuğu ağır ağır sükunetle tamamlamalıyız ve kendimize bir nefes alma zamanı vermek zorundayız. Cümlelerimi yine kitaptan bir alıntı ile bitiriyorum "Yavaşlayın! Bu hayattan sadece bir defa geçeceksiniz."
Bir insanın nasıl hem bu kadar zor hem de bu kadar güzel bir hayatı olabilir? Kitabı okuduğum süre boyunca bunu düşündüm. Bir şairin kolay yetişmediğini bilirdim ama bu kadar da zor yetiştiğini bilmezdim. Hikmet dolu bir hayat hayır dualarıyla geçen bir ömür... Nurullah Genç babasının rüyası sayesinde imam hatibe gönderiliyor. Acaba babası o rüyayı görmeseydi biz bu kadar yaşanmışlıktan bi haber mi olacaktık. Tüm hikmet burada başlıyor.
Kitap mükemmel hem ruha dokunuyor hem de insana kendi yaşamını sorgulatıyor. Kitabı bitirince kendime şu soruyu sordum "Acaba benim kitap olmaya değecek bir hayatım var mı?" ya da "Hayatım bir kitap olsa kaç sayfa sürerdi?"