Duyarlığın çağlar boyu gelişimi incelendiğinde görülecektir ki, şiirini yaratamamış bir toplum ilkeldir; cana kıyıcıdır, insanlık değerlerinden yoksundur, kendi kendinin tutsağıdır. İnsan, şiirini, dilini yarattıktan sonra insanlaştı.
Irkçı bir roman olarak nitelediği Devlet Ana üzerine yapılan tartışmaların, yazarın geçmişini bile zedelediğini ileri sürer:
27 Mayıs ayaklanmasıyla, iktidardan düşürülen eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar da, kalemi, konuyu, anlatımı, mesajı beğenmiş… “Ben bu Devlet Ana’da pek öyle Marksistlik falan görmedim, bir de devleti tutuyor,” demişti. Bayar’ın yanı sıra, o dönemde, bütün tutucu ve gericilerden başka ırkçıların dahi (Nihal Atsız vb.) Devlet Ana’yı pek beğenmesi, iyiye işaret sayılamaz. Bu durumda Kemal Tahir, cezaevlerinde 12 yıl boşuna yatmış denebilir.
Yargılarını gerçek bir temele dayandırırken inandırıcı tanıklıklara başvurmaktadır. Orhan Kemal, kendi sanat tutumunu açıklarken karşılaştırma yapma gereksinimiyle, bu konuya değinmiştir:
Kemal Tahir gibi, yaşamadan yazmadım. Kemal Tahir’in romanları, köyde yaşamadığı için köyü görmediği için, nazarî yazılmış romanlardır: Kemal Tahir köyü bilmez. Hele köylüyü hiç bilmez. Sevmez onları. Çankırı, Malatya, Çorum hapishanesinde tanımıştır köylüyü. Oku Köyün Kamburu’nu, Yediçınar Yaylası’nı… Ben çok iyi bildiğimi yazmak isterim. Yazmak için, görmeliyim, yaşamalıyım…