acılar kaldıysa dünden bugüne
elbet sorulacak bir hesap vardır
Yeryüzünde yazarlığın soylu evrenine girmiş her ozan, her sanatçı, her romancı, her öykücü bu hesaplaşmayı yapmak istemiştir.
Saçmalık nerdeyse ruhumu ezmiş, aklım ununu eleyip eleğini duvara asmak için can atıyor, ama tuhaf işe, her zamandan daha canlıyım, iştahım yerinde, geride kalan yurda, yazdığım dile aşığım, onda her gün yeni yetenekler, tarif edilmemiş güzellikler buluyorum.
Bütün bunlar da ruhumla bedenimi amansız bir kavganın içine sürüyor.
Roman yazmayı, başka ülkelerde yazılanları aktarma biçiminde algılayanlar, romanlarındaki masal ve halk anlatısı ritmini küçümseyerek onu bir “eşkıya romancısı” sayarlar. Oysa kişisiyle, olayıyla, geleneksel kültür birikimleriyle, anlatısıyla, onun yazdıkları, kendini yapaylığa bırakmış sanata, insana, politikaya, kara düzen çıkarcılarına sanatsal başkaldırıdır.
Bu Aşk, Bu Şiir, Bu Keder
1.
hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda
hoşça kal
kendine bir başka
gökyüzü büyüten
kardeşim
gece feneri
hoşçakal kal çaldığım
Islık
söylediğim türkü
doludizgin karlarda.
hoşça kal
annemin
yüzü
hep beyaz yaşmaklı
sırı dökülmüş bir yalnız
aynada.
hoşça kal
dolunayın
altında
ıhlamur ağaçlarına
kazıdığım
şey
hoşça kal uzaklarda yanan
anızların parıltısı hoşça kal.
Behçet AYSAN