Beni kaidelere istisna oluşturan örnekler vermekle suçlayabilirsiniz. "Sed omnia praeclara tam difficilia quam rara sunt" (güzel olan her şey nadir olduğu kadar da güçtür)der Spinoza Etika'nın son cümlesinde.
Elbette "azizler" derken, kastımızın ne olduğunu sorabilirsiniz. Dürüst insanlardan bahsetmek yeterli değil midir? Bunların bir azınlık olduğu gerçektir. Bundan da fazlası, her zaman azınlık kalacaklardır. Yine de bu azınlığa katılmanın büyük bir mücadele gerektirdiğini düşünüyorum. Dünya kötü bir durumdadır ve her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak daha da kötü olacaktır.
Bu yüzden de uyanık olalım. İki şekilde uyanık olalım:
Auschwitz'ten beridir insanın neler yapabileceğini biliyoruz.
Hiroşima'dan bu yana ise neyin tehlikede olduğunu.
İnsan diğerleri arasında bir şey değildir: Şeyler birbirini belirler ama insan nihai olarak kendi tarafından belirlenir. Yetileri ve çevresel koşullarının sınırlamaları dahilinde ne olduysa,kendi kendine yapmıştır. Örneğin toplama kamplarında, bu yaşayan laboratuvarlar ve bu deney alanlarında, bazı yoldaşlarımız domuz gibi davranırken, diğerlerinin azizler gibi davrandığına tanık olduk. İnsanın içinde hangisinin gerçekleşeceği kendi kararlarına bağlı olan iki olasılık da vardır.
İnsanın davranışlarını öngörmeye kim cüret edebilir ki? Bir makinenin,bir otomatın hareketleri ve hatta insan psişesinin mekanizmaları ve "dinamikleri" tahmin edilebilir ama insan psişeden fazlasıdır.
Spinoza, Etika'da ne der? "Affectus, qui passio est,desinit esse passio simulatque eius claram et distinctam for mamus ideam." Yani bize acı veren duygular, onun berrak ve kesin bir resmini çizdiğimiz anda acı olmaktan çıkar.