Son olayları tarihî arka planı ile birlikte değerlendirmek isteyenlere Türkkaya Hoca'nın bu kitabını tavsiye ederim.
ABD tarihi, seçim rezaletleri, haksız rekabet ve diktatörlük denemeleri açısından müthiş zengin bir yelpaze içeriyor.
Başkan olmak ve koltuğu bırakmamak için çevrilen dolaplar, ayak oyunları, gelenekselleşmiş kirli siyaset örnekleri, cahil halkın istismarı ve ABD'yi bugüne getiren önemli dönemeçler...
Balıkçıl Gözü, uzak bir gezegene (Victoria) Dünya'dan gönderilmiş sürgün bir nüfusun ikinci-üçüncü kuşağının hikâyesi. Aslında dosdoğru Kolonyal Amerika'ya bir gönderme.
Gezegendeki tek insan yerleşimi bir "şehir" ve bu şehre birkaç kilometre mesafede köyleri ile birlikte bir "kasaba". Şehirliler, Dünya'dan tek yönlü gemilere binmeye mecbur bırakılmış suçluların, istenmeyenlerin ve belalıların çocukları ve torunları. Kasabalılar ise, suçlulardan 50 yıl sonra daha gönüllü koşullarda gelmiş daha barışık bir nüfus.
Ursula Le Guin burada önemli bir tercihte bulunmuş. Şehir ile temsil edilenler, Amerika kıtasının kanlı Conquistador geleneği. Şehirli karakterlerin Falco, Marquez, Luz Marina gibi göze çarpan Hispanik isimleri bu tercihin işareti. Kasaba ile temsil edilen halkta ise, Avrupa'da tutunamamış pasifist mezhep takipçilerini görüyor gibiyiz. Şehirliler "Brasil-America"dan, kasabalılar "CanAmerica" dan. Le Guin vahşi "Şehir" için 1500'lerin Güney Amerika'sını kuran (yıkan diyelim) İspanyol ve Portekizlilerinden ilham almış. CanAmerica'dan (Kanada-Amerika) gezegene yollanan, kadınları özgür, barışçıl Shanti halkı ise, sömürüye maruz kalıp buna direnen asil taraf olmuş.
Bu arada Shanti, iç huzuru anlamında Sankritçe bir kelime. Budizmdeki uzlaşmacı (belki kişiliksizlik seviyesinde pasif) huzur...
Le Guin bir tarafı sömürücü-saldırgan, öbür tarafı barışçıl-pasifist bu asimetriyi çatıştırırken hem feminizmini konuşturuyor, hem de çok ilginç iki soruyu masaya yatırıyor. Pasif direniş nihaî zafere götürür mü? Özünde cesaret içeren bir kaçış özgürlük getirir mi?
Kurgunun gidişatından ilk soruya hayır, ikinci soruya evet cevabı çıkıyor. Fakat ikinci sorunun cevaplanmasına eşlik eden pastoral betimleme sanki Le Guin'in vatansever bir yönüne de işaret ediyor. Yalnız
Hem Fetullah Gülen'in, hem de Tayyip Erdoğan'ın bu kitaba ayrı ayrı dava açmaları bilinen son müşterek işleriydi.
Kitap 2014 tarihli. AKP ile Fetullahçıların arasındaki düşmanlığı anlatan tezler, 2012'den itibaren Türk Solu için kaleme alınmış yazılarla başlıyor. 2012'de henüz daha Dersane Krizi bile yoktu, AKP-Cemaat birlikteliği ebedî görünüyordu ve tahmin edeceğiniz gibi o dönem herkes Gökçe Fırat'ın bu tezlerine gülüp geçiyordu. Üstelik Türkiye'de "paralel devlet" kavramını kimse bilmezken -ilk KCK iddianamesini yazan savcı hariç- ilk kullanan ve içini dolduran yine Gökçe Fırat'tı.
Paralel Devletler Savaşı'nda Gökçe Fırat, özetle Türkiye'de (ikisi merkez, biri merkez dışı) 3 tane paralel devlet sıralamıştır:
1) Cemaat
2) AKP
3) KCK/PKK (DTP-BDP bediyeleri)
Kitabın temel tezine göre, bu üç paralel devlet yapılanması kendi aralarında dönemine göre ittifak, rekabet, hamaset ve düşmanlık yaşamaktadır. Fakat aralarındaki durum ne olursa olsun bu üç PDY, TC'yi yıkmakta mutabıktır.
Özellikle AKP-Cemaat arasındaki ittifak ve çekişmelerin PKK'ya yaradığı tespiti var ki, kitap basıldıktan kısa süre sonraki "Kobani eylemleri" ve daha sonraki "hendek savaşları"nda bu tezler de doğrulanmıştır...
Rowling'in özgün iş çıkartmakla birlikte "büyücülük okulu" konseptini Yerdeniz'den ithal ettiğini söylememek büyük günah olur.
Potter'dan önce Ged, Hogwarts'tan önce Gont vardı.
Mülksüzler, okununca hayat değiştiren kitaplardan biri. Ama bendeki etkisi biraz farklı olmuştur. Mülksüzler'i bitirince hayatımdan emin oldum. Bu yüzden bendeki yeri -biliyorum paradoksal görünüyor- öğretmek ve ufuk açmakla birlikte daha çok huzurumu temin eden dogmatik bir metin gibi. Kutsal neredeyse...
Peki rahmetlik Ursula annemiz Mülksüzler'de ne mi anlatıyor?
Hikâyenin geçtiği Urras ve Anarres gezegenleri, romanın kaleme alındığı 70'lerin iki kutuplu dünyasına bir gönderme. USA ve USSR çağrışımı bariz.
Baş kahraman Şevek, (belki bu da Brecht'in Şvayk'ı) memleketi Anarres'in başarılmış, kotarılmış, ideal düzeninin nasıl yozlaştığını acıyla tecrübe etmiş bir bilimadamıdır. Devrimin bekçileri hiç bir şey bulamasalar bu defa bekçiliğin kendisini mülk haline getirmiştir. En ufak itirazında hicrete mecbur edilir. Hem de fanatik bir tecrit ve toplu nefret dalgası eşliğinde... Hangi gelişmişlikte olursa olsun dışa kapalılığa yönelen "yerli ve milli" toplumun bireyi nasıl boğduğunu görüyorsunuz.
Fakat Şevek, can havliyle vardığı Urras'ta da mutlu olamaz. Orada da, memleketinin geçmişte kurtulduğu sömürü düzeninin nihaî bir versiyonuyla karşılaşır.
Bir tarafta fanatik yoksul gururu içeriye pazarlayarak bir arada tutulan sovyet/doğu bloğu, öbür tarafta vahşiliğiyle övünen kapitalizm...
Le Guin'in kasten yaptığını iddia etmiyorum ama ben Şevek'te ve yolculuğunda tersinden -ama vuslata eren- bir Nâzım hikâyesi buldum. Bununla birlikte, her ciddi bilimkurgu eserde karşımıza çıkan felsefi sorular, sosyolojik sorunlar ve politik yansıtmalar Mülksüzlerin ana omurgasını oluşturuyor.
Bilimkurgu'nun mübarek annesi Le Guin huzurla uyusun.
MülksüzlerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 202215,6bin okunma