Uzun yıllar önce Oğuz Atay'ın tüm kitaplarını okuyup bitirmiştim ama Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar'a o kadar çok geri dönüp göz gezdirmişim ki, diğer kitaplarını neredeyse unutmuşum. Şimdi tekrar okuyorum ve Oğuzcuğum Atay'ı daha iyi anladığımı hissediyorum.
Oğuz Atay'ın vefatı nedeniyle tamamlayamadığı, ama yarım kalmış haliyle de olsa hatırda enfes bir tat bırakan kitabı Eylembilim.
Matematik profesörü Server Gözbudak'ın günlüğüne yazdıklarını okuyoruz kitapta. Bana yine bir Tutunamayanlar karakteri gibi geldi Server karakteri. Ne kendinden ne de etrafından memnun değil; az bilen ama çok biliyormuş gibi yapan yarı aydın Türklerin portresini çiziyor. Örneğin her cümlesine "Ben Paris'te..." diye başlayan, Paris metrosunda gördüğü bir işçinin temizliğine hayran kalan Refik Bey, nedense bir müzeye gitme ihtiyacı dahi hissetmiyor. Fakat dedim ya, çevresinin bu riyakarlığını eleştiren Server Gözbudak, kendisi hakkında da sağlam eleştirilerde bulunuyor. Örneğin Batı müziği diye Beethoven dinlerken, gerici müzik olduğu için Itri ve Dede Efendi'yi dinlememesinden kendisi de rahatsız.
Kitap bu gibi belirlemeler yaptıktan sonra bir üniversite öğrencisinin ölümünün ardından üniversitede meydana gelen şiddet olaylarıyla devam ediyor. Gençliğinde solcu eylemlere karışan ve bir süre sonra bu işleri bırakan Server Bey, bu çatışma ortamında öğrencilerden yana çıktığı için gözaltına alınıyor. Akabinde kitap, tamamlanmamış bir cümleyle sona eriyor.
Oğuz Atay'ın Türk toplumuna ayna tuttuğu ve Tutunamayanlar'daki felsefesini devam ettirdiği, yarım kalmışlığın hüznüyle Atay külliyatında ayrı bir yerde bulunan bu kitabı okumanızı tabii ki tavsiye ediyorum.